Skip Navigation LinksSeyahat Rehberi > Valizimden Dökülenler > Reyan Tuvi > Batı Karadeniz
 
  Skip Navigation LinksBatı Karadeniz

Batı Karadeniz’de bir sahil rotası

Akçakoca’dan Cide’ye uzanan Batı Karadeniz’deki bu sahil rotası, tatil önerilerinde Türkiye çapında ününe ün katmış destinasyonların yer aldığı listelerde yoktur belki ama sizi farklı bir yolculuğa çıkartır. Bu yollar, Karadeniz’in içten ve konuksever halkının eşliğinde, çoğu bakir koylarda, temiz kumsallarda, renkli pazarlarda ve “hoşgeldiniz” sözcüğünün esirgenmediği dükkanlarda sizi başka bir yaşam ve coğrafyayla tanıştırır.

Akçakoca, Batı Karadeniz rotasının ilk durağı. Balıkçılıkla ayakta duruyor. Fındığı da var ama ona bel bağlamak zor. Sabahları erkenciler limanda. Avlanma yasağı olmadığında, geceden denize açılan balıkçılar limana döndüklerinde burası cümbür cemaat. Kış gelsin yine fındık kabuğu revaçta olacak; ısınmak için… Kabuğu fındığın kendisinden pahalı. Yine de etrafa yaydığı kokuya değiyor. Burada daha çok yaşam görülmeye değer. 800 yıllık Ceneviz Kalesi’nden geriye pek bir şey kalmamış. Bir mola için, kale içinde, ağaçların altında piknik masaları var. Kalenin bir yanında mavi bayraklı Kale Plajı, diğer tarafındaysa Kadınlar Plajı. Yukarı Mahalle’de Osmanlı evleri arasında dolaşılabilir. Aktaş Şelalesi’ni görmek içinse Akçakoca’ya 10 km. mesafedeki Aktaş köyünden 1 saatlik bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Balıkçı Barınağı’nın yanındaki Hamsi Balık Lokantası, limanın ucunda, denizdeki tüm hareketliliğin seyredildiği, taze balığın hiç eksik olmadığı bir restoran.

Sahilden Alaplı üzerinden 40 kilometre sonra, Osmanlı çileğiyle ünlü Ereğli var. Sahil, “yalıyar” adı verilen, denize dik inen kayalıklarla çevrili. Eski adı Heraklia, yani Herkül. “Altın Post” seferi sırasında Herkül ve arkadaşları buraya uğramışlar. 1965’te Amerikan yardımıyla kurulan Demirçelik İşletmeleri’ne bakınca Ereğli bir sanayi kenti. Turistik cazibesi var mı? Plajları ve ancak denizden ulaşılabilen koyları ve kuzey ucunda 1 km. mesafede Cehennemağzı Mağaraları… Ancak mağaraların açık olup olmadığını önceden öğrenmek gerekiyor. Gülüç Irmağı Ereğli’nin içinden denize dökülüyor. Irmakta kayıkla içerilere doğru bir gezinti yapmak mümkün. Turizmi en güçlü yanı olmasa da, sahildeki peyzaj düzenlemesi burayı Batı Karadeniz kıyısının en temiz ve şık kent merkezine sahip yerleşimlerinden biri yapıyor. Çileğinin ünü her yaz Ereğli’ye hareket getiriyor. Çilek Festivali düzenleniyor, Çilekli Pasta ve Çilek Güzeli yarışmaları yapılıyor.

Ereğli’den 100 km. mesafede, sahilinden daha önemli yeraltına sahip bir kent var; Zonguldak. Türkiye’de çıkan taşkömürün üçte ikisi, Zonguldak- Ereğli havzasından elde ediliyor. 100- 150 yıllık bir geçmişi olan Zonguldak aslında yeni bir şehir. Bugünüyle karşılaştırınca 30- 40 yıl önceki sosyal hayatı gerçekten de şaşırtıcı. İlk TED (Türk Eğitim Derneği) burada kurulmuş. İstanbul’dan sonra ilk tenis kortları burada açılmış. Her semtte ayrı bir sinema varmış. İlk madenleri Fransızlar ve Almanlar işletmişler. Hatta bugün kentte Fransızlar’dan kalma olduğu söylenen bir mahalle bile var. Yeni Çarşı’nın girişindeki koleksiyoncu İbrahim Başçı’nın küçük dükkanında, Fransızlar’ın madenleri işlettiği dönemden kalma baret ve fener gibi birçok madenci eşyası birikmiş. İbrahim, olur da bir ocak kapatılıp müzeye dönüştürülürse, hepsini bu ilk Maden Müzesi’ne bağışlamak istiyor. Zonguldak bir “madenci kenti”, yerin 400 metre altından kömür çıkarılıyor. Bir dönem Çinliler gelip burada 800 metreye kadar kuyu açmışlar. 80’lere kadar Karabük ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları’nın buraya getirdiği sanayileşme ve nüfus artışı sürmüş. 90’lı yıllara kadar Zonguldak’ta çalışan madenci sayısı 40- 45 bin civarındaymış. 1991’deki Büyük Grev’in, işten çıkarmaların ve enerji çeşitliliğiyle birlikte madenciliğin gerilemesinin ardından bugün artık yaklaşık 13 bin madenci çalışıyor. Zonguldak bir tatil kenti olmayabilir ama buradan geçerken merkezdeki kömür işçiliğinin sembolü, Madenci Anıtı’nı görmeli. Bu işçi anıtı Türkiye’nin dört bir yanında kent merkezlerine dikilen birçok heykelden çok daha etkileyici. Anıtın hemen yakınında, üzerinde Orhan Veli’nin dizelerinin dikkati çektiği hediyelik madenci bibloları satılıyor: “Siyah akar Zonguldak deresi/ Yüzkarası değil, kömür karası/ Böyle kazanılır ekmek parası”. Batı Karadeniz kıyılarına tatile gelen birçokları Zonguldak’tan geçip gider. Zonguldak’ta balık yenmez sananların inadına, balık da salata da oldukça başarılı. Sahil gezi yolundaki Sarıyer Balık Restaurant, bu önyargıları değiştirmek için birebir.

Virajlı ve manzaralı bir yoldan geçerek 80 km. sonra Bartın’a varılır. Bartın, Ankara’ya üç, İstanbul’a dört saat mesafede. Ilgaz Dağları’na ise iki saatte varmak mümkün. Kışın günübirlik Kartalkaya’ya kayağa gidenler bile var. Kime sorsanız Bartın’ın bir özelliğini sayacaktır; su böreği, kavşak suyu, çileği, sütü yoğurdu, tel kırması... Ancak burası özellikle, salı ve cumaları kurulan, Bartınlılar’ın “Gallar (Kadınlar) Pazarı” olarak adlandırdığı pazarıyla ünlü. O günlerde Bartın bir kadınlar kentine dönüşüyor. Hepsi işinin ehli, tecrübeli, karizmatik satıcılar. Süpürgeden manda yoğurduna, köylerinden getirdikleri kendi imalatlarını sattıkları gibi onlar da alışveriş yapıyor ve aldıklarını küfe küfe evlerine taşıyorlar. Bir de salı günleri kurulan kermes var; börekler, gözlemeler, dolmalar, ünlü tel kırmalar satılıyor. Bartın gururla şarkıcı Tarkan için burada işlenen tel kırma gömlekten bahseder.

Bartın’dan Amasra’ya uzanan yol 17 km. Bu yol üzerinde, Amasra’ya 4 km. kala, konumu ve sıradışı bir yol anıtı olması nedeniyle görmeye değer Kuş Kayası Anıtı var. Roma İmparatoru Claudius’un onuruna yapılmış anıtta, kayaya oyulmuş bir imparator ve Roma lejyonlarının sınırsız gücünün simgesi bir kartal göze çarpıyor.

Batı Karadeniz kıyısında en çok adı geçen tatil yerlerinden biri Amasra. Bir yarımadanın sarp kayalıkları üzerine kurulu bu kente varmadan, Kuş Kayası Anıtı’ndan birkaç kilometre sonra, Amasra’nın en güzel kuşbakışı manzaralarından biri karşınıza çıkacak. Yüksek bir tepeden ilk kez gördüğü Amasra için, Fatih Sultan Mehmet’in ağzından şu sözler dökülmüş: “Lala, çeşm-i cihan (dünyanın gözbebeği) bu mu ola?”. Antik dönemlerin bu önemli liman kentinde, yarımadanın tam ucunda Bizans devrine ait kalede Kraliçe Amastris’in sarayı ve kilise kalıntılarını görmek mümkün. Amasra bu antik yerleşim Amastris’in üzerine kurulmuş. Bugünse Amasra’yı bir tatil destinasyonu olarak görenlerin çoğu için, burasının 3 bin yıllık tarihe sahip bir kent olmasından başka özellikleri öne çıkıyor; havası suyu, balığı, salatası, bir ahşap işçiliği mabedi olan Çekiciler Çarşısı, birçok kente yakınlığı… Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı imparatorluğunun topraklarına katmış ve Osmanlı’nın Karadeniz’deki ilk “mekteb-i bahriyesi”ni burada kurmuş. O bina, bugün Küçük Liman’daki Amasra Müzesi. Amasra civarında bulunan ve antik Amastris’e ait her şey bu müzede sergileniyor. Amasra’nın en güzel kuşbakışı manzarası, iki adasından biri olan Boztepe’den. Yarım saatlik hoş bir yürüyüşle buraya varılıyor. Kentin nasıl bir konuma sahip olduğu da buradan daha iyi anlaşılıyor. Ada, bir kemer- köprü ile anakaraya bağlı. Tavşan Adası’ysa 150 metre açıkta. Amasra’nın iki yanında tarihi limanlar var. Balıkçı teknelerinin durduğu Büyük Liman sabahları hareketli. Günbatımını Küçük Liman’daki çay bahçelerinden seyretmek bir gelenek haline gelmiş. Yerli ve yabancı turistler genelde Küçük Liman’daki kale ve Çekiciler Çarşısı civarında dolaşıyorlar. Çarşıda özellikle ahşap işçiliği öne çıkıyor. 35 yıldır bu zanaattan geçinen Mustafa Dönmez’in küçük dükkanı bunlardan biri. Dönmez kendi atölyesinde kiraz, ceviz, armut, elma, ıhlamur ve akasya ağaçlarından tabaklar yapıyor. Bartın ve Amasra civarında birçok bakir koya ve temiz kumsala rastlamak mümkün. Amasra merkezde 1 km. uzunluğunda bir de plaj var. Yaz ya da kış balık ve salatanın keyfini sürmek için balık lokantalarına akın edenler de az değil.

Amasra’dan sonra devam eden virajlı yol, tek tek Batı Karadeniz’in gizli koylarından geçiyor. 13 km. sonra Bozköy Plajı, 1 km. sonra, kumsalı ve tesisleriyle daha çok Ankaralılar’ın tercih ettiği bir tatil beldesi olan Çakraz, 10 km. sonra Tekkeönü koyu ve 8 km. daha ileride de Kurucaşile koyu var. Bu iki koy, ahşap tekne yapımında Türkiye’nin bu alandaki en önemli iki yeri. Dev ağaç teknelerin yapıldığı Tekkeönü’nde, Çelebioğulları’nın limandaki dükkanında birçok hediyelik minyatür tekne satılıyor. Atölyelerin çoğu evlerin altında. Ağaç tekneler hem yurtiçinde kullanılmak üzere yapılıyor hem de yurtdışına ihraç ediliyor. Kurucaşile’de atölyelerde sahibini bekleyen dev ağaç tekneler var. Denize açılacakken bazen tatsız olaylar nedeniyle yıllarca burada kaldıkları oluyor. Bazen sahibi ölüyor bazen de iflas ediyor. Kurucaşile’de Türkiye’nin ilk Ahşap Tekne Yapım Lisesi kurulmuş.

Yol üzerindeki Kapısuyu köyünün güzel bir sahil şeridi ve kumsalı var. Cide’ye 13 km. kala varılan Gideros Koyu ise bu rotanın en büyük sürprizi. Tepeden görüntüsü oldukça etkileyici. Koya geldiğinizde konumu ve koruma altına alınmış taş camisiyle etkisi devam eden el değmemiş bir koy.

Amasra’dan Cide’ye uzanan yol, Batı Karadeniz’in en güzel rotalarından biri. Cide’ye doğru upuzun bir kumsal uzanıyor. Burası Rıfat Ilgaz’la özdeşleşmiş bir kasaba. Yazar, “... duvarları deniz kokan bir evde doğmuşum” diye bahsediyor buradan. Bu rota üzerinde deniz kokusuna hak vermemek elde değil. Uzun sahil şeridinden Cide’ye yaklaşırken, Rıfat Ilgaz’ın bir süreliğine yaşadığı Uzunkum Oteli’nin (bugün Ece Oteli) önünden geçiyorsunuz. Merkezde bisiklet kullananların çokluğu dikkat çekiyor. Cide’nin rengi sarı yazma ve aynalı yeşil sandık olmuş adeta. İnönü Caddesi’nde ve Pazar Caddesi’ndeki dükkanlarda olduğu kadar Sahaf İhsan Seymen’in üst üste yığılmış kitapları arasında da Cide konukseverliğini göreceksiniz.

 
Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın.
Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
 

Bu sayfalardaki açıklamalar Bankamız kriterleri dikkate alınarak sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, beklentilerinize ve tercihlerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu itibarla, anılan açıklamalarla ilgili herhangi bir garantimiz ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Kredi kartı ve MaxiMil ile alınan uçak biletlerinde, biletleme hizmetleri Entaş Turizm A.Ş. tarafından verilmektedir.