|
Türkiye'nin en güzel kış manzaraları
Komutan, karlı bir günde yolculuk yapan askerine nerede olduğunu sorar. Asker, "Çıldır Ovası'nda gidiyorum, komutanım!" diye cevap verir. Komutan hemen durumu anlamıştır; "oğlum Çıldır'ın ovası yok, sen donmuş Çıldır Gölü üzerinde olmayasın!"... Kar kış böyledir, insanı şaşkına çevirir. Nerede yürüdüğünüzü, nerenin ova, nerenin göl olduğunu anlayamazsınız. Sınırlar kar beyazıyla silinir. Coğrafyaların beyaza bürünmesi başlı başına bir rüyadır. Kış biter, rüyadan uyanırsınız.

Kesintisiz bir beyazlığın içindeki Çıldır Gölü, muhtemelen aklınızdan hiç çıkmayacak bir görüntü olarak kalacaktır. Kar altında ve donduğunda Doğu'nun en etkileyici manzaralarıyla karşınıza çıkar, eksi 20'lerde donmaya başladığında soğuğun eksi 40'lara kadar çıkması da şaşırtıcı değildir. Köylüler, hep yaptıkları gibi bir köyden diğerine gitmek için gölün etrafını dolaşacaklarına, karla kaplı donmuş göl üzerinde kızaklarla kestirmeden giderler. Balıkçılar zamanlamayı bilir, daha göl buz tutmadan tekneyle çıkar ağlarını dökerler. Gün gelir buzu deler balıkçılık maharetlerini sergilerler. Gölün buzlandığı altı ay boyunca, avlanan balıkçılar, atlı kızaklarla gölü geçenler ve oradan oraya koşuşturan yöre insanının dostu ve koruyucusu çoban köpekleri usta elinden çıkmış bir tablonun karakterleri gibidir. Kasım ayı sonlarına doğru göl donar, buz derinliği bir metreyi aşar ve buz nisan ayı başlarına kadar da çözülmez.

Çevresindeki 2700- 3000 metreye ulaşan dağların oluşturduğu çarpıcı manzaraları seyrederek, gölün etrafında tam 70 km boyunca dolaşmak mümkün. Gölün kuzeydoğu kıyısına yakın bir yerinde, Akçakale (Kuşadası) olarak adlandırılan ve bir yarımadanın kopmasından ortaya çıkan küçük ada, taş şose ile karşıdaki köye bağlanır. Akçakale üzerinde, karabatak, balıkçıl, tulumboğaz ve martı gibi kışın Karadeniz'e göç eden çeşitli kuş türleri barınır.

Gölde en çok bulunan balık türü sazandır ayrıca kıyılarındaki dere ağızlarında alabalık ve tatlı su kefali de bulunur. Çıldır'a en yakın konforlu konaklama 55 km mesafedeki Kars'ta. Sim-Er Hotel (0474 212 72 41, www.simerhotel.com) ve Kar Otel'de (0474 212 16 16, www.karsotel.com) gönül rahatlığıyla kalabilirsiniz. Karda ve buzda otellerden çıkmak için birçok neden var; gölün etrafındaki köylerden kızak kiralayın, Şubatın ilk haftası düzenlenen Kar- Buz Festivali'ne katılın, göl üzerinde karda cirit oyunları, kayak ve kızak yarışlarını, buz pateni yapanları seyredin, buzu delerek avlanan balıkçıları seyredin, gölün üzerinde yürüyün, gölü atlı kızakla geçin, günbatımını izleyin, sarı sazan balığı yiyin, çiçek çeşitliliğiyle ünlü Ardahan'ın balının ve kaşar peynirinin tadına bakın, Ardahan Kalesi ile Şeytan Kalesi'ni, Çıldır'ın kiliseden bozma camilerini gezin. Kars- Karadeniz yönündeki en manzaralı yollardan birinin de Çıldır Gölü'nden geçtiği aklınızda olsun.

Doğu Karadeniz'in doğası yer yer İsviçre Alpler'inkinden daha görkemli manzaralarla çıkar karşınıza. Artvin'e 70 km mesafedeki Şavşat'ın, kasaba olarak cezbedici bir yanı yok ancak yakınındaki doğa gerçek anlamda bakirdir. Şavşat'a 27 km mesafedeki Karagöl insan elinin değmediği bir doğa. Yol üzerinde betonlaşmanın neredeyse hiç olmadığı, yaşamın asırlık ahşap evlerde sürdüğü Ciritdüzü köyü, Meşeliköy ve Veliköy'den geçilir. Bu köyler karla kaplandığında yaşamın kendine özgü bir ritmi olur. Yol boyunca yaşamın kışla birlikte nasıl zorlaştığını, köylülerin hayvanlarına nasıl baktıklarını gözlemleyebilirsiniz. Yolda bölgenin zengin yaban hayatıyla karşılaşmanız da muhtemeldir. Vaşak, domuz, kurt, tilki, tavşan belki de ayı görebilirsiniz. 10. yüzyıla ait Gürcü kilisesi Tbeti, Cevizli (Tbeti) köyünün güzel ahşap evlerinin hemen yanında. Ortaçağın büyük şairi Şota Rustavelli, bir süre Tbeti manastırında eğitim görmüş, kraliçe Tamara'nın hizmetindeyken onu umutsuz bir aşkla sevmiş ve reddedilince de hayatının sonuna kadar Kudüs'te bir manastıra kapanmış.

Şavşat'tan 27 km mesafedeki Karagöl'ün yolu, göle 300 metre kalana dek asfalt. Yol kış koşullarında yaklaşık 45 dakika sürüyor ve olağanüstü yağışlar dışında genellikle ulaşıma açık. Karagöl- Sahara Milli Parkı sınırları içinde yer alan Karagöl kadar bu yolculuğu çevreleyen doğa da etkileyici. Göl, içindeki japon ve sazan balıklarıyla, adeta doğal bir akvaryum. Özellikle karlıyken ya da donmuşken, müthiş bir sessizliğe gömülüyor. Göl kıyısında, yıl boyunca açık, Şavşatlı, canayakın bir aile tarafından işletilen göl ve orman manzaralı beş odası bulunan Karagöl Mert Restoran ve Tuğra Pansiyon (0466 531 21 37) var. Ayrıca çadır ya da karavan konaklaması da mümkün. Pansiyon misafirlerine kızak sağlıyor ya da kayaklarıyla gelenleri kayabilecekleri uygun yükseltilere götürüyor.

Bu ıssız coğrafyadaki keyifleri yaşamaya zamanınız yetmeyebilir; Karagöl'ün etrafında yürüyüşler yapın, geceleri özellikle dolunayda Karagöl'ün keskin sessizliğini dinleyin, sabah erken kuşların sesiyle uyanıp göle su içmeye inmiş yaban hayatı izleyin, donmuş gölün üzerinde mangal yapın, pansiyonun şömineli restoranının spesiyaliteleri kuzu göbeği mantarı, alabalık ve Şavşat'a özgü peynir eritmeyi tadarken canlı yöresel müzik dinleyin, Gürcistan sınırını oluşturan, 3155 rakımlı yamaçlarında dağ alası balığıyla ünlü göllerin bulunduğu Göze Dağı'nın eteğindeki Arsiyan Yaylası'na çıkın, haftasonları hayvan pazarının olduğu Bilbilan Yaylası'na uğrayın, 1960'lı yıllarda Şavşat'ta öğretmenlik yapan yazar Fakir Baykurt'un, efkarlandığında çıktığı ve anısına kitap yazdığı Efkar Tepesi'nde çay için...

Coğrafi şekilleri, obrukları, erozyon sahası ve gölleriyle İç Anadolu'nun sıradışı görüntülerine sahip Karapınar, kar altında hayal edilmesi zor bir coğrafya. Toroslar'ın kuzeyinde, Konya Ovası'nın doğusunda ve Konya'ya 98 km mesafedeki Karapınar'ın çok özel bir jeolojik yapısı var. Civarda obruk denen göçükler ve krater gölleri bulunuyor. Yabancılar tarafından keşfedilen bu muhteşem doğal oluşumlara rağmen, yerli turist henüz bölgeyi tam anlamıyla tanımıyor. Daha önce hayatınızda bir krater gölü ya da obruk görmediyseniz, burada gördüklerinizi kolay kolay unutamayacaksınız. Ayrıca burası, çölleşmeyi, erozyonu, yaşama etkisini ve neredeyse yarım asırdır yapılan mücadeleleri anlayabilmek ve gözlerinizle görebilmek için bir fırsat. Erozyonla mücadele sahası karların altında kendini saklasa da dikilen ağaçlara, açılan parklara bakın, insanların bu konudaki kararlılığını hissedeceksiniz. "Bir avuç altının olacağına, bir avuç toprağın olsun..." diyor, Karapınarlılar. Baharda yüzlerce Karapınarlı yağmur duası için biraraya geliyor.

Karapınar'ın merkezindeki Sultan Selim Külliyesi'ni gezin, ilçenin en büyük parkı Kurtaylar 100. Yıl Dinlenme Tesisleri'nde yöresel yemekleri ve ünlü kuzu etini tadın, 20 km uzaklıktaki Karacadağ'ın eteğindeki Bizans dönemi yeraltı şehrinin kilise, şaraphane ve su kanallarını görün, küçük yayla köylerinden geçin. Kışın zaman zaman tipi baş gösteriyor ancak kar yağdığında göller ve erozyon sahası görmeye değer. İlçe merkezine 7 km mesafedeki Meke Krater Gölü, fotoğraf ve kamp tutkunları ve herkes için olabildiğince çarpıcı bir görüntü. Tesis yok, elektrik direği yok, asfalt yok. Yerler volkanik yapıdan dolayı normalde simsiyah. Yaklaşık dört milyon yıl önce, bu volkanik kraterde ardarda iki kez patlama olmuş. Önce krater ağzında bir göl oluşmuş, yaklaşık 9 bin yıl önce olan ikinci patlamada da göl ortasında bir adacık belirmiş. Çevresini 5 km boyunca dolaşabiliyorsunuz. Anadolu'nun bu en genç volkanik oluşumu uygun iklimde kampçılar için eşsiz bir üs. Acı Göl (Krater Gölü) ile ilk karşılaşma da oldukça etkileyici.

Kapadokya bölgesinin Paris'i olarak anılan Talas, "temiz ve güzel kırlar'' anlamına geiyor. Talas, yazın yemyeşilken kışın beyazlara gömülüyor ve tarihi konakları, taş evleri, dar sokakları, meydanları, çeşmeleri, taş binaları ve kiliseleriyle bambaşka bir yüzüyle karşınıza çıkıyor. Kayseri'ye 8 km mesafedeki Talas'ta Türk, Ermeni ve Rum halkı bir zamanlar damdan dama geçerek birbirini ziyaret ederdi. Burası yazın göç edilen, zenginle fakirin komşu olduğu bir bağ sayfiye yerleşimiydi. Kayseri gibi büyük ve modern bir kentin yanı başında sakin ve şirin bir Anadolu kasabası havasında. Kışın Kayseri koyu bir dumanla kaplıyken Talas'ta hava tertemiz olabiliyor.

Kar manzarasında kısa bir Talas gezintisi yapın. Tarihi bir Osmanlı sokağını yansıtan Ali Saip Paşa Caddesi'ni ve buradaki muhteşem konakları, çeşmeleri, Tol kiliseyi, su kuyularını ve yeraltı şehrini görün. Harman Meydanı'ndan aşağı ve yukarı Talas'ı birbirine bağlayan yamacın ortasında, daha önce Rum kilisesi olarak yapılan ve bugün Kayseri'nin Ayasofya'sı olarak bilinen görkemli silueti ile Yaman Dede Camii'ni gezin, hemen altındaki Kemeraltı Kafe'de bir kahve molası verin. Talas'ın ilk yerleşim yeri olan Derevenk Vadisi'nde trekking yapmayı ihmal etmeyin. Karda bile heyecan arayanlar, Dünya Yamaç Paraşütü Şampiyonaları'nın yapıldığı, 1800 m yüksekliğindeki Ali Dağı'nın zirvesinden yamaç paraşütü ve yelken kanat ile Talas ve Kayseri'nin kış manzarası üzerinde gezinebilirler.

Sonbaharda sarı, kızıl ve kahvenin en mucizevi tonlarını sergileyen Yedigöller, eğer yolu açıksa, kışın da fotoğrafçıların, yürüyüş ve doğa tutkunlarının akın ettiği bir yer olur. Bolu'nun 42 km kuzeyinde, Batı Karadeniz ormanları içinde bir milli park olarak kurulan bölgede Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olmak üzere yedi göl bulunuyor. Yaklaşık 40 yıldır milli park olarak koruma altında olan Yedigöller Bölgesi, başta zambak, sıklamen, çiğdem ve orkide olmak üzere toplam 236 bitki türünün yanısıra karışık doğal ormanlara da sahip. Kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, karaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, yapraklı üvez, keçi söğüdü, yabani kiraz, porsuk, ıhlamur ve dişbudak ağaçlarını burada görmek mümkün. Bolu'dan Yedigöller'e giderken, Ayıkayası denen bölgede kayın ve göknar ormanı var. C vitamini açısından zengin olan ve Abant'ta kadınların ipe dizip sattığı alıçların yetiştiği alıç ağaçları da yine burada. Göllerde göl alası ve gökkuşağı alabalığı var ve her yıl 1 Nisan'dan- 1 Ekim'e kadar Büyükgöl ve Deringöl'de ücretli olarak sportif olta balıkçılığı yapılıyor. Sazlıgöl'den başlayarak, İncegöl, Küçükgöl ve Nazlıgöl'den tabelaları takip ederek Dilek Çeşmesi, Şelale, Gülen Kayalar yolu ile Deringöl'e ve Büyükgöl'e ulaşan patika yolda trekking yapmak mümkün. Göllerin bulunduğu alan, milli park tarafından piknik yeri olarak düzenlenmiş.

İshakpaşa Sarayı, bir Doğu masalıdır. Bir serap gibi karşınıza çıkar. Bölgenin tüm zorluklarına rağmen, hangi mevsimde olursa olsun modası geçmeyen bir klasiktir. Sarp kayalıkların üzerinde, günbatımında da, kar altında da bir efsanedir. Doğubeyazıt merkeze 7 km mesafedeki saray, Osmanlı'nın Doğu'daki ağırlığının ve gücünün altını çiziyor. Doğu'ya açılan işlek bir yol üzerinde bulunan, Topkapı'dan sonraki bu ikinci büyük saray, zamanında birçok devlet misafirini ağırlamış. Divan, cami, mutfak, fırın, ahır ve hamam bölümleri bulunan saray, sadece mimari açıdan değil bir mühendislik harikası olarak da öne çıkıyor. Bu Osmanlı- İran- Selçuk mimarisi sentezi sarayın yapımı 99 yıl sürmüş. Tam beş kez Rus ordularının işgaline uğramış ve som altın kaplama kapısı 1917'de sökülerek Moskova'ya götürülmüş. Sarayda detaylara takılarak saatler geçirebilirsiniz. Tuvaletten görülen manzarayı da kaçırmayın.

Mart- Nisan- Mayıs aylarında, 4- 6 günlük kamplı ekspedisyonlarla Ağrı Dağı'na kış tırmanışı yapmak mümkün. Dağın zirvesine yapılan bu yürüyüşlerde deneyimli olmak gerekmiyor. Doğubeyazıt'ta kayak, snowboard ve kış tırmanışı turları organize eden tek turizm acentesi, yılların deneyimine sahip Mefser Turizm (0472 312 67 72). İshakpaşa Sarayı'na en yakın konaklama seçenekleri 7 km mesafedeki Doğubeyazıt'ta. 15 Mart- 01 Kasım arası açık Sim-Er Hotel (0472 312 48 42, www.simerhotel.com). Bölgedeyken Nuh'un Gemisi'nin bulunduğu söylenen araziyi görün, güneşin Büyük Ağrı ile Küçük Ağrı arasından doğuşunu seyredin, görkemli Muradiye Şelalesi'ni görün, Doğubeyazıt'taki medreselerde müderrislik ve saray katipliği yapan ve bazı çevrelere göre Aristo ve Farabi gibi bir filozof olan Şeyh Ahmed-inin ziyaretçi akınına uğrayan türbesini gezin, abdigör köfte, çiriş çorbası ve tava kebap gibi yerel yemekleri tadın.

Doğu, Karadeniz'e yaslandığı andan itibaren, özellikle kar altında, yaşamaya değer bir yolculuk başlıyor demektir. Erzurum'dan Artvin'e uzanan yol, sapmadan edemeyeceğiniz duraklarıyla yol yapmayı sevenler için harika bir güzergah. Erzurum'a 58 km mesafedeki Tortum'u, 15- 20 km daha geçtikten sonra solda, "Pehlivanlı- Bağbaşı- Serdarlı" tabelasından saparak "Taş Cami- Meryem Ana Kilisesi" yazısını takip edin. Köylülere yol sorarken, Haho olarak değil de Taş Cami diye sormak gerekiyor. Burası, kavak ve meyve ağaçlarının olduğu, içinden derelerin aktığı, kadınların ehramları, yaşlı erkeklerinse Doğu'ya özgü giysileriyle dolaştığı Bağbaşı köyü (Haho). 10. yüzyıldan kalma Haho ya da Hahuli Kilisesi, sonradan camiye dönüştürülmüş. Kiliseden itibaren 8. km'de, tekrar Erzurum- Artvin asfaltına çıkılıyor. Bağbaşı sapağından 24 km sonra, Öşkvank yani yeni adıyla Çamlıyamaç köyü geliyor. Burada da bir Gürcü katedrali var. Nisan- Haziran aylarında coşan Tortum Şelalesi, Erzurum- Artvin yolunun tam ortasında. Bir 120 km daha katedince, gerçek anlamda Karadeniz'desiniz.

Eğer Erzurum'a geri dönecekseniz, dönüş yolunda Tortum'a gelmeden, soldaki Narman sapağına girin. Sapaktan 38 km sonra, Pasinler- Erzurum istikametini alın. Sağınızda kızıl bir kanyon, vadide de peri bacalarına benzer oluşumlar belirecek. Hemen arabadan atlamayın. Sağa kıvrılan stabilize bir yol, kanyon boyunca devam eder ve Yoldere köyünde son bulur. Yürüyerek, boyunuzu kat kat aşan bu doğal oluşumların içine dalın, tam günbatmadan önce vadi daha da kızıllaşacak ve size Vahşi Batı'yla ilk kez ayak bastığınız bir gezegen arasında bir yerde olduğunuz hissini verecek. Narman Kanyonu, Kırmızı Peribacaları olarak da biliniyor. Yol üzerinde Tortum cağ kebabı yiyin, Haho ve Öşkvank köylüleriyle sohbet edin, kadınların giydiği harika ehramlar hakkında kadınlarla çene çalın.
Türkiye'nin her yerine mil biriktirmeyi beklemeden avans MaxiMil kullanarak kolayca uçabilirsiniz.
Fotoğraflar;
İshakpaşa Sarayı & Ağrı Dağı: Muhlis LORTOĞLU & Mustafa TEKİN
Karapınar- Meke Gölü & Acı Göl: Celal GEZİCİ
Yedigöller: Hüseyin OĞUZ

|