Skip Navigation LinksSeyahat Rehberi > Valizimden Dökülenler > Reyan Tuvi > Moğolistan
 
  Skip Navigation LinksMoğolistan

Göçebelerin en görkemli festivali

Yeryüzünde çok az yer Moğolistan kadar gözlerden uzak kalabilmiştir. Geleneksel yaşamın tavizsiz sürdüğü dünyanın bir ucundaki bu topraklarda seyahat etmek, iyi bir gezgin kadar çılgın olmayı da gerektirir. Başı ucu olmayan çölleri, bozkırları, dağ gölleri ve Asya’daki en büyük çeşitliliğe sahip doğal yaşamlardan birini barındıran vahşi ormanlarıyla Moğolistan, hayatta en az bir kez yaşamanın farz olduğu yolculuklardan biridir. Moğolistan bir zamanlar, büyük ölçüde istila ederek, Batı’ya yanaşmış olsa da 1921’deki Marksist devriminden beri fazlasıyla izole bir ülkeydi. Moğolistan bir süredir kendini turizme açıyor. Özellikle yazın, şenliklerde, göçebeliğini doludizgin yaşayan Moğollar’ın arasına karışarak bu kültürü tüm gerçekliğiyle hissetmenin en doğru zamanı.

Moğolistan'ın en eski ve en büyük bayramı Nadım Festivali’nde yani 11- 13 Temmuz’da burada olursanız, başta başkent Ulan Bator olmak üzere ülkenin dört bir yanındaki şenliklere katılabilirsiniz. Ulan Bator’daki aktiviteler öyle renklidir ki, izleyicileri çekebilmek ve kırsal bölgelerdeki katılımı sağlayabilmek için ülkenin geri kalanında kutlamalar bir hafta sonra başlatılır. Nadım aynı zamanda bir yaz panayırı gibidir. Geleneksel sporlar, yemekler, ziller ve davullar eşliğinde yerel danslarla uçsuz bucaksız bozkırlar canlanır.

Cengiz Han ve Hun İmparatoru Attilla’nın memleketi sizi şaşırtmasın; Cengiz Han'ın torunları Moğollar, tıpkı onun süvarileri gibi kazanılacak zaferin naralarını atarlar. At binerken ayaklarının üzerindekinden daha emin ve daha mağrurdurlar. Festivalin savaşa özgü aktivitelerine kendinizi kaptırın. Moğol kültürünün kilometre taşlarından biri olan Nadım Festivali'nin özünde, üç ata sporu güreş, at yarışı ve okçuluk var. Festival, 1921'de Moğolistan'ın Çin'den kopmasını sağlayan devrimin yıldönümünde kutlanıyor.

Festival sabahı Moğol, gün doğumundan önce ayak basar bozkırlara. Yaşamında en çok önemsediği bu gün onun kendisini sınadığı gündür aynı zamanda. Sabahın pusu dağıldıkça, heyecan da tırmanır. Gün doğar doğmaz, at çıkış noktasından, oksa yaydan fırlamış olacaktır. Ülkenin uzak bozkırlarından festival için gelip başkent Ulan Bator'un tepelerine yerleşen her Moğol'un içinde sessiz bir heyecan vardır. Baba oğluna güvenir, oğulsa atına. Günün ilk ışıklarıyla, birlikte büyümüş olan at ve binicisi, ilk sınavlarını vermeye hazırlanırlar. Sadece tüm Moğolistan'ın değil dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin gözü onların üzerindedir. Bütün bir yıl kazanabilmek için hazırlık yapan Moğol, o gün gelince herkese gerçek bir göçebe olduğunu kanıtlayacaktır. Festivalin açılış töreni için stadyuma toplanan sporcular, yıl boyu cumhurbaşkanlığında korunan ve ancak Nadım için çıkarılan devletin simgesi olan tuğa saygılarını sunar. Kazananlar birer kahraman olacak ve Moğolistan bütün yıl onlardan bahsedecektir. Para ödülleri dağıtılır, Cengiz Han sembolleri her yerdedir, Moğollar diz çöküp ona adanmış örülü bir at kuyruğunu öperler, at üzerinde bir Cengiz Han figürü stadyumda dolaştırılır...

Oyunların kökleri çok eskiye dayanıyor; Moğollar tahta geçecek varisin doğumunu, düğünleri ve seferleri bu oyunlarla kutlardı. Geleneksel Moğol toplumunda çocuklara ayakta kalmanın temel şartı olarak nasıl at binileceği, ok atılacağı ve kavga edileceği öğretilirdi. At yarışlarında en çok tezahürat çocuklarındır. Kırsal Moğolistan’da çocuklar neredeyse içgüdüsel olarak at binmeyi bilerek doğarlar. Boylarından büyük atlarının üzerinde, bu topraklarda doğduklarından beri eyersiz dolaşmışlardır. At yarışlarında, 7-12 yaş arası, hem kız hem de erkek çocuklar yarışır. Renkli geleneksel kostümler giyerler. Yetişkinlerde yarışların yanısıra at üzerinde gözü bağlı yarışmalar yapılır. Festivalde yarış atları yaşlarına göre ayrı kategorilerde yarışırlar. Moğol'un at yarışı bildik at yarışlarına benzemez. Sonsuz bir bozkırda 35 km’ye varan bir mesafe, tepeler ve nehirler aşarak katedilir. Aslında kazanan biniciden çok atıdır. Atı Moğol'u yarı yolda bırakmak zorunda kaldığında, Moğol hem yarışı hem da hayat arkadaşını kaybetmiş demektir. Oysa bu festivalde kaybedenlere de yer vardır; gelenek kaybedeni de övmeyi gerektirir.

Savaşlardaki başarılarıyla bir zamanların kabusu olmuş Cengiz Han'ın okçuları, aynı kılık, aynı ok ve yayla hünerlerini gösterirler. Hem kadınlar hem de erkekler yarışır. Bazı yarışmalarda tek bir noktadan bazılarında ise at üzerinden deri hedeflere nişan alırlar. Bu kısa oklar, muhtemelen Moğollar tarafından keşfedilmiştir. Yay, boynuz, tahta, hayvan kası ve ağaç kabuğundandır. Fırlayan ok hedefle buluştuğunda, hakemler kendilerine özgü hareketlerle nişancının ne kadar usta olduğunu ima ederler.

Güreş, Nadım'ın son oyunudur. Nadım’da güreş, bu sporun batıdaki örneklerinden farklıdır. Yarışmacılar altlarına kısa, dar bir slip, üstlerineyse omuzlarıyla kollarını örten ancak göğsü açık bırakan bir yelek giyerler. Aslında bu sıradışı kostüm yarışmacıların erkek olduğunun bir garantisidir. Çünkü asırlar önce şampiyon bir güreşçinin erkek değil de kadın olduğunun farkına varılması, yenilen rakipleri için büyük utanç kaynağı olmuş. Yaş ya da ağırlık kategorisi yoktur ve her güreşçinin amacı rakibini, diz ve dirseğinin yere değmesini sağlayarak, devirmektir. Güreşçiler Garuda kuşunu taklit ederek ortaya gelirler. Kazanan güreşçi, bir kartalın görkemli hareketleriyle zaferini kutlar, kaybedeninse dizlerinin üzerine çökmesi gerekir. Kendisine sunulan sembolik hediyeler olan bisküvi ve kuru peyniri önce yer ardından da izleyicilere dağıtır. Güreşçi yendiği rakip sayısına göre, şahin, fil ve aslan ünvanlarını alır.

Yarışmalar sonunda galip gelen hangi ödülü alırsa alsın övgü dolu sözler işitmek ve uzatılan tastan kımız yudumlamak gibisi yoktur. At yarışlarının en büyük ödülü kımızdır. Gobi'nin kokulu ve lezzetli otlarında beslenen kısrakların sütü iyi olur. Orta Asya'nın ortak içkisi olan kımız, bu süt fermante edilerek yapılır. Moğol'a göre kımızsız Nadım olmaz. Kımız ve süt mutluluğun sembolüdür. Moğol için kutsal olan beyaz rengi, kımızı sofranın ve kutlamaların ayrılmaz bir parçası yapmıştır. Önce yarışı kazanan biniciye içirilir, ardından da atın üzerine dökülür. Son olarak at, binicisi ve atın sahibi şiirlerle kutlanır.

Gece gündüz, üç gün süren festivalin sona ermesiyle Moğollar yaşadıkları yerlere doğru yol almaya başlar. Başkent Ulan Bator'dan yükseklere çıkan yol üzerinde de hayat normal akışına döner. Dört mevsim boyunca yer değiştirmek zorunda olan göçebe, bir sonraki Nadım'a kadar, daha iyi iklim ve otlaklar peşinde, göçüne devam edecektir.

Kaç kez çöl geçmiş olursanız olsun Gobi Çölü bambaşka bir deneyimdir. Moğolistan'ın üçte birini kaplayan bu çöl, geçilmesi zor, terkedilmiş, kurak topraklar gibi durur. Ancak Çin'in kuzeyine kadar uzanan Gobi, sıradışı bir çöldür. Bir tarafta hayvanları beslemeye yeterli otlakları diğer tarafta kumullarıyla şaşırtıcı bir doğa örtüsüne sahiptir. Gobi, güneye inildikçe ıssızlaşır. Aşırı uçlarda gezinen bir iklim hakimdir buraya. İki yılda bir yağmur yağar. Yazın 40 derecenin üzerine çıkabilen ısı, kışın eksi 40 dereceye kadar düşer. Baharda, kum ve toz fırtınalarından göz gözü görmez. Gobi Çölü, tarih öncesi çağlardaki bir iç denizin dibi olarak kabul edilir. Burada 1922'de dünyanın tanık olduğu ilk dinozor yumurtaları yuvası keşfedildi. Araştırmalar, Gobi Çölü'nde 70 milyon yıl önce dinozorların yaşadığını kanıtlıyor. Geçtiğimiz yıllarda yine bu topraklarda, 15 metre boyunda etobur Tarbosaurus ile 8 metre boyunda otobur Sauropolus iskeletleri bulundu. Gobi Çölü, göçebelerden çok develerindir. Çölün değişken ikliminde yaşamayı birçok canlıdan daha kolay başarabilen Baktrian develeridir bunlar.

Moğol için göçebelik, onuruyla özgürce yaşamaktır, o gecekondularda yaşayacak insan değildir. Göçebelik kolay değildir. Göçebe Moğol kendine yetmek zorundadır. Çöl bile olsa, göç ettiği coğrafyanın sunduğu her şey bir nimettir onun için. Hiçliğin ortasında Gobi Çölü'nde yaşayan bir Moğol aileyle karşılaşmıştım. Rüzgardan elektrik elde etmek için kurdukları düzenek, çanak anten ve hayvanlarıyla, başka hiçbir şeye muhtaç değilmiş gibi duruyorlardı. Komünist dönemde nüfus artışı ve şehre göç cesaretlendirilmişti. Çok çocuklu annelere ünvan ve para veriliyor, çocuksuzların vergisi yüksek tutuluyordu. Doğum kontrolü ve kürtaj yasaklanmıştı. Endüstrileşmenin canlanması umulurken, şehirler artan nüfusu kaldıramamış hayat standartları düşmeye başlamıştı. Kısa bir süre sonra Moğollar göçebe hayatlarına ve hayvanlarına geri döndüler.

Göçebe Moğol'un sakin, sabır dolu ve zorluklara toleranslı bir yaşamı vardır. Mevsime ve hayvanlara göre biçilmiş bir düzene uyulur. Belki de bu yüzden göçebeler birbirlerini selamlarken sadece iki şeyi merak ederler: o mevsimi nasıl geçirdiklerini ve hayvanların sağlığını... Orta Asya'nın tümüne hakim olan geleneksel çadırlar, yüzyıllarca göçebeleri doğanın acımasızlığından korudu. Yurt, bozüy ya da ger, isimleri ne olursa olsun, yaşam hep aynı penceresiz, keçeden duvarların arasında geçti. Moğol için de ger, onun mabedi oldu hep. Sibirya'dan gelen soğuklara ve vahşi hayvanlara karşı kalkanıydı. Gerlerin kapısı hep güneye, güneşe doğru bakar. Gerin ortasında bulunan soba tüttükçe yaşam devam eder. Soba kutsaldır ve göçebe Moğol'un kökleriyle bağının simgesidir. Gerçek bir göçebe hayatı sürse de, bu Moğol’un dış dünyaya açık olmasına engel değildir. Gerin kendi içinde düzeni ve kuralları vardır. Moğollar, fotoğraf ve kartpostala meraklıdırlar. Bunları gerin kuzeye bakan köşesindeki çerçevede özenle saklarlar. Moğollar sütü kaynatırlar ve hiçbir zaman tek başına kullanmazlar. Sulandırır içerler, çaya katarlar ya da kuru peynir yaparlar.  

Moğolistan, sahip olduğu tüm özelliklerle seyahat tutkunları için yeryüzünün en özel coğrafyalarından biri. Ancak aynı zamanda da oldukça zahmetli. Çünkü coğrafya uçsuz bucaksız ve seyahat koşulları çetin. Bölgeyi bilenlerden yardım almak akıllıca olur. Happy Camel Tours and Expeditions (www.happycamel.com) alternatifli turlar düzenliyor. Gobi Çölü’ne, bozkırlara, dağlara, çöldeki fosillere, manastırlara, Hosvsgol Gölü’ne, Terelj Milli Parkı’na... Şirketin programında aynı zamanda trekking turları ve Trans Sibirya Tren Yolu’yla seyahat de var. Moğolistan’daki konaklama seçenekleri son yıllarda büyük yol aldı. Kendi gerini kurmak istemeyenler için son derece konforlu ve lüks oteller de var. Örneğin Terelj International Resort and Spa Hotel (www.tereljhotel.com), konumu ve şıklığıyla şaşırtıyor. Ulan Bator merkezde konaklamak isterseniz Narantuul Hotel (www.narantuulhotel.com) kent aktivitelerine ve restoranlara yakın. Gerde konaklamak da mümkün, hem de lüks bir gerde. Ulan Bator’a 40 dakika mesafedeki HS Khaan Resort Hotel (www.hs-khaan-resort.com), Moğol çadırlarında hem biraz otantik hem de konforlu koşullarda konaklama imkanı sağlıyor. Otel, aynı zamanda Nadım Festivali’nin izlenebileceği en iyi noktaya 45 km mesafede. Daha ekonomik bir seçenek de Khongor Guesthouse (www.get.to/khongor). Buradan araç kiralamak ya da turlara katılmak mümkün.

Yüzyıllardır değişmeyen, doğayla uyumlu bu basit yaşam Moğollar’ın inançlarından vazgeçmemesini sağlamış. Bugün Budist olsalar da, basit taleplerine cevap veren şamanizmi de günlük hayatlarından koparmamışlar. Şaman, Orta Asya'nın önemli bir simgesidir. Tanrılarla konuşur, insanların taleplerini iletir. Sağaltıcıdır, büyü yapar, kötü ruhları kovar. Geleceği görür, yağmuru, rüzgarı yönlendirir... Tanrılar tarafından seçilir Şaman, ya bir hastalık ya da bir vahiy sonrası, gizli güçlerinin farkına varılır. Toplum dışında yaşar, gücüne inanılır ama iş düşülmedikçe ona uğranmaz. Şamanizm, Türkler'in ve Moğollar’ın eski inanışıdır. Anadolu'dan Moğolistan'a halen etkileri görülüyor. Moğolistan'ın dört bir yanında yol kenarlarında bulunan ve ‘’ovo’’ olarak adlandırılan taş yığınları kutsal sayılır. Bu yığına taş, votka şişesi, para ve kumaş gibi şeyler bırakmanın şans getireceğine inanılır. Ovonun etrafında dönüp dua etmek aynı zamanda güvenli bir yolculuğun da garantisidir.

Şamanizm günlük hayatta yerini korurken, Moğol sonradan seçtiği Budizm'e de bunun izlerini taşımış. Cengiz Han'ın tarihi başkenti Karakorum'dan yükselen kutsal ses, asırlardır Moğolistan'da budizmin kalesi olan Erdenezu Manastırı’nın çağrısıdır. Moğollar, şamanizmin yoğun bir şekilde etkilediği Tibet budizmini benimsemişlerdi. Erdenezu, Moğolistan'da Budizmin ilk yeşerdiği yer. Budizm Moğolistan'da altın çağını yaşarken, binlerce Budist rahip sayısı 700'e varan manastırda özgürce dolaşırdı. 70 yıllık komünist dönem Moğolistan'daki budizm için zor zamanlardı. 1930'larda bu manastırlar yıkıldı, 10 bin rahip katledildi. Bugün Moğolistan'da geriye kalmış birkaç manastırda, budizm küllerinden yeniden doğmaya çabalıyor. Mirasın devam edebilmesi hayatta kalabilmiş az sayıdaki Budist rahibin genç lamaları eğitmesine bağlı. Manastır yaşamı sıkı bir disiplini ve bütün bir güne yayılan meditasyonu içeriyor. Ayinlerde budizme özgü enstrümanlar eşliğinde eski Tibet metinleri okunuyor. Bu mistik ortamda, yaratılışın kaosunu andıran karmaşık sesler lamaların dingin dualarına karışıyor. Moğol, Tibet ve Çin mimarisinin bir arada eridiği 400 yıllık bu tapınak, bugün Moğol için geçmişle kurulan eşsiz bir köprü.

 
Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın.
Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
 

Bu sayfalardaki açıklamalar Bankamız kriterleri dikkate alınarak sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, beklentilerinize ve tercihlerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu itibarla, anılan açıklamalarla ilgili herhangi bir garantimiz ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Kredi kartı ve MaxiMil ile alınan uçak biletlerinde, biletleme hizmetleri Entaş Turizm A.Ş. tarafından verilmektedir.