Gezegenin en büyük sokak partisine davetlisiniz…
‘’Her ölümlü en az bir kez karnavalı tatmalı’’ diye geçirdim aklımdan… Her bir köşeden yayılan farklı melodilerin eşliğinde, çoğu kostümlü, çılgın bir güruhun arasına sıkışmış, ayaklarım yerden kesilmiş sürükleniyordum. Bir taraftan da aksi yönden gelenler bu grupla rastlaştıkları yerde, tanıdık tanımadık demeden karşı cinsin dudaklarına yapışıyor ve tek bir kelime dahi konuşmadan yollarına devam ediyorlardı.
Brezilya’da karnaval böyle bir şeydi işte! Sonunda izlediklerimin ve duyduklarımın karnavalı anlatmakta ne kadar yetersiz kaldığını, yüzlerce, bazen de binlerce insanın bir arada şarkı söyleyip dans ettiği, dünyanın bu en büyük sokak partisinin ruhuna girebilmenin ancak yaşayarak mümkün olabildiğini görmüştüm. Herkesin kendinden geçtiği bu ortamda, ülke hakkında birkaç soru sormak için yakalayabildiğim tek Brezilyalı olan Jose bana “Brezilyalılar patolojik derecede mutlu ve neşeli insanlardır” diyebilmişti sadece. Üç aylık seyahatim boyunca, bu saptama sayısız kez doğrulandı.
Brezilyalıların, her şeye rağmen korudukları neşelerine, vurdumduymazlıklarına akıl erdirmek zordur. Sambası, plajları ve futbolu klişe olarak akıllarda yer etmiştir ama çılgınlıkları bu alanları kat kat aşar. Üstelik zenginle fakir arasındaki uçurumun böylesine kavranamaz olduğu bir ülkedir burası. Ekonomik ve sosyal uçurum büyüktür ancak fiziksel olarak yaşamlar hep yakın durmuştur birbirine. Tıpkı plajda ve karnavalda olduğu gibi... Gecekondulu çete başıyla villa sahibinin, seyyar satıcıyla bankacının yolu dönüp dolaşıp buralarda kesişir.
Toplumsal sınırların ortadan kalkmış olmasında müzik ve dansın rolü küçümsenemez. Bu tutku bütün ülkeye yayılmıştır. Bölgeden bölgeye ritimler ve dans stilleri değişir ama yaşamın eninde sonunda bir kutlama olduğu inancından asla vazgeçilmez. Güney Amerika’nın bu en büyük ülkesini kat eden otobanlardan hindistan cevizleriyle ağırlaşan palmiye ağaçlarının gölgelediği plajlara, kıyasıya mücadelenin sürdüğü kalabalık kentlerden rengârenk evlerinde olağan yaşamların sürdüğü sakin kasabalara, uyuşturucu çeteleriyle polis arasında sıradanlaşacak kadar sık çatışmalara sahne olan gecekondulardan balıkçıların tembel akşamüstlerini hamakta geçirdiği yalnız adalara, müzik yayılır yayılmaz herkes kıvırtmaya başlar. Siz de, isteseniz de istemeseniz de, tanışmak için hiçbir formaliteye ihtiyaç duymayan Brezilyalılar tarafından bu çılgın girdabın içine çekilirsiniz.
Olinda diye bir yer...
Siz de benim gibi, “karnaval için Rio de Janeiro’dan başka yere gidilir mi?’’ diye sormayın kendinize. Örneğin yolunuz Brezilya’nın Pernambuco bölgesinde yer alan tarihi sahil kasabası Olinda’ya düşerse, karnavalı küçük bir yerde yaşamanın size nasıl renkli ve yapaylıktan uzak bir dünya sunabileceğini de anlarsınız. Pek de turistik olmayan, teknolojinin getirdiği nimetlerden (!) uzak, halkın içinde eriyebileceğim bir karnaval hayal ediyordum ben de Olinda’ya giderken. Gerçekten de Olinda, bu festivallerle dolu dönemde büyük kentlerde rastlanmayacak bir samimiyetle karşıladı beni. 16. yüzyıldan kalma bu pitoresk, kolonyal kasabada, karnavalı yaşarken bir taraftan da hayatın dışında kalmayarak kasabanın günlük ritmine ayak uydurmak da zor olmadı.
Ağaçlarla örtülü bir tepenin etrafına kurulmuş olan Olinda, bohem mahalleleri, sanat galerileri, sanatçı atölyeleri, müzeleri ve sömürge dönemi kiliseleriyle, Brezilya’nın en güzel ve en iyi korunmuş kolonyal yerleşimlerinden biri olma unvanını hak ediyor. Atlantik Okyanusu’na bakan bir tepedeki tarihi merkezi, renkli evlerin sıralandığı kıvrım kıvrım sokakları, tepelere çıktıkça, ağaçların, kilise kulelerinin ve kiremit çatıların üzerinden daha da etkileyici görünen manzarasıyla Olinda, her haliyle özel bir yer.
Olinda’yı yürüyerek gezmek hem kolay hem de zevkli. Kültürel olarak çok doyurucu olmasa da güzel bir kasabanın arnavut kaldırımı yollarında, kiliselere girip çıkarak yürümek ve birkaç iddiasız ancak hoş müze görmek, bu yerle ve insanlarıyla olan yakınlığınızı güçlendiriyor. Örneğin 16. yüzyıldan kalma görkemli kilise Igreja da Se’nin bulunduğu Alto da Se’ye (Katedral Tepesi) çıkın. Olinda’nın en güzel panoramik görüntüsü burada... Bu tepede, küçük bir el sanatları pazarı da var. Bölgeye özgü ahşap oyma biblolar ve meyve çekirdeklerinden yapılan takılar burada satılıyor. Güney Amerika’nın diğer ülkelerinden buraya gelerek takı satan ve kazandıkları üç beş kuruşla kıtayı gezmeyi sürdüren gençlere sıklıkla rastlamak da mümkün.
Müze meraklıları, kutsal objeleri ve Olinda’nın eski ve yeni fotoğraflarını görmek için Museu de Arte Sacra de Pernambuco’ya uğrayabilir. Görülmeye değer bir başka müze de, engizisyon sırasında Katolik Kilisesi tarafından kullanılan 18. yüzyıldan kalma bir hapishane olan Museu de Arte Contemporanea. 1540 tarihli Igreja da Misericordia’nın içinde Portekiz çinileri ve yaldızlı oymalar var. Rua Saldanha Marinho sokağındaki Casa dos Bonecos (Boneco Evi) ise, Olinda’nın karnaval geleneğini anlayabilmek için kayda değer bir müze. Çünkü Boneco adı verilen dev kuklalar burada sergileniyor. Kâğıt hamurundan yapılan Bonecoları altlarından sırtlayarak taşıyan adamlar, karnaval boyunca belirli gün ve saatlerde Olinda sokaklarında dolaşıyorlar. Bu kuklaları yapanlar ve taşıyanlar bu konuda uzmanlaşmış kişiler. Karnavalda sık sık sokaklarda arzı endam eden bu kuklaları daha yakından incelemek ve geleneğin tarihçesi hakkında bilgi edinmek için bu müzeye uğranabilir.
Sanat galerileri ve hediyelik eşya satan dükkânları toplu olarak,18. yüzyıldan kalma Mercado da Ribeira’da bulmak mümkün. Yine burada ev yapımı likörler satılıyor. 16. yüzyıldan kalma bir manastır olan Mosteiro de Sao Bento, hem şapelindeki ahşap oymaları hem de pazarları yapılan ayinleriyle rağbet görüyor. Burası aynı zamanda Brezilya’nın ilk hukuk okulu.
Olinda, Şubat ayına rastlayan karnaval zamanı kuşkusuz daha da renkli. Karnaval tam 11 gün sürüyor burada. Samba geceleri düzenleniyor, daracık sokaklardan dansçılarıyla birlikte frevo çalan bandolar geçiyor, Boneco’lar tezahüratlarla bütün Olinda’yı saatlerce dolaşırken bu kuklaları taşıyanlar bir kahramanmışçasına alkışlanıyorlar.
Karnavalda sadece eğlence değil yeme içme çılgınlığı da yaşanıyor. Brezilya mutfağı pek ahım şahım olmasa da Olinda’da bu konudaki önyargıları yeniden gözden geçirmeyi gerektirecek bir yer var: Oficina do Sabor. Şef Cesar Santos özellikle deniz mahsulleriyle yaptığı yemeklerle tam 16 yıldır ününe ün katmış.
Ben de ününü duyduğum bu restoranın manzaralı masalarından birine yerleştim ve garsona şefin spesiyalitesini sordum; ‘’ Jerimum recheado com lagosta ao coco’’ diye cevap verdi. Sözlüğümden anahtar kelimeleri buldum; Balkabağı, ıstakoz, hindistancevizi sosu… Hindistancevizi sosunda pişirilmiş ıstakozla içi doldurulan balkabağından yapılan bu yemek Brezilya mutfağının en özel lezzetlerinden biri olmalıydı. Şef ayrıca karides, ahtapot ve yengeç gibi diğer deniz mahsullerini mango gibi egzotik meyveler, zencefil, üzüm ve fıstık gibi malzemelerle de pişirerek enfes tatlar yakalıyordu.
Brezilya’ya yolunuz düşerse, hele bir de karnaval zamanıysa, Olinda’yı sakın ihmal etmeyin.
