|
Taş konakları ve efsanevi mutfağıyla, Güneydoğu serpiliyor.
Güneydoğu, taşıyla toprağıyla bir hayat dersidir. Gerçek anlamda, baktıkça derinleşen bir tarihin, zengin bir kültürün ve rastlanması zor bir konukseverliğin topraklarıdır. Bir taraftan da acı ile tatlı, etle tırnak gibidir burada. Zorlu bir coğrafyanın, imkansızlıkların, göçlerin, aşiretlerin ağırlığı vardır hayatlarda. Buna rağmen, gözleriyle konuşan, kalbi temiz, samimi, karakterli Güneydoğu insanının kapısı her daim açık olmuştur. Her zaman davetlisinizdir; yemesi içmesi, düğünü derneği, giyimi kuşamı bir şenliktir, imrendirecek kadar renklidir.

Adeta Türkiye içinde bir başka ülkedir Güneydoğu, boydan boya katetmeye değer. Bilen gider, gezmenin gerçek anlamına varmış olan yola çıkar. Uzun yıllar turizmin üvey çocuğuydu. Artık serpiliyor. Mardin çoktandır yolunu çizdi, yıllarca ihmal edilmiş bir bölgede “moda” olmayı bile başardı. Gaziantep, Urfa ve hatta Midyat da artık dilden dile dolaşıyor. Asırlık taş konaklar, kusursuz restorasyonları, muhteşem taş işçilikleri, yöreselle şıklığı bağdaştıran tarzları, aile yadigârı objelerin sıcaklığı ve kararında bir otantiklikle Türkiye’nin en özellikli otelleri arasına giriyor. Yörenin efsanevi mutfağı bu bölgeye gelmek için başlı başına bir neden bile olabilir. Güneydoğu’ya gidin, hiç düşünmeden...

Gaziantep, masalsı çarşıları, sıra dışı esnafı, hamamları, dış dünyadan kopuk eski evleri ve dillere destan yemekleri ile en görmüş geçirmiş gezgini bile etkileyebilen bir kent. Çocukların ve seyyar satıcıların arka sokaklarda yankılanan sesleriyle uyanırsınız, pencerenizi aralarsanız karşı evlerin damlarına sıra sıra, iplere dizilmiş, kurutulmuş biberler, patlıcanlar asılmıştır. Eski kentte yüzyılı aşkın evler, yüksek duvarların ardında taş konaklar var. Bir zamanlar buralarda zenginler yaşarmış. Sonra Yeni Gaziantep’te yapılan apartmanlara yerleşmiş, evlerini de ucuza kiralamışlar. Kent içindeki birçok eski ev de, yeni yapılan otoparklara kurban edilmiş.

Antep’te bir semt var, adı Şehreküstü. Diyorlar ki, adamın biri sevdiği bu kentin gidişatı üzerine umutsuzluğa kapılınca, şehrin dışına taşınmış, mahallesine de bu adı takmışlar. İyi ki bu evleri yaşatmaya kararlı bir iki kişi çıktı da Gaziantep Güneydoğu’nun kalmaya ve görmeye değer rotalarından biri haline geldi. Antepli Mizyal Karabiber Nacaroğlu, 130 yıllık bir Antep evini restore ederek ilk adımı atmış. Belkıs Han (0342 231 10 84, 0532 356 98 84, www.belkishan.com), benzeri diğer asırlık taş konaklar gibi kocaman avlusu, avlu taşları, minyatür çeşmeleri, odaların tavan yükseklikleri ve duvar resimleriyle, burada en az bir gece kalmanın Güneydoğu yolculuğunuza neler katacağının bir kanıtı. Yastıkların altından sürpriz çıkan ve bütün yataklara yayılan sabun kokusu, bir tek kuş sütü eksik kahvaltısı, yüksek duvarların koruduğu huzurlu avlu, odaların içinde paravanla ayrılmış sıra dışı tuvaletler ve kenti üzerine her soruya cevabı olan ev sahibesi Mizyal... Mizyal yoksa, tavan arasındaki davetkar kitaplıkta Gaziantep üzerine her türlü bilgiyi bulmak mümkün.

Mizyal, Türkiye ve yurtdışında sergiler açan, yerli yabancı galerilerde aranılan bir ressam, babasından kalan un fabrikasını kapatmak yerine başına geçmiş bir iş kadını, Mizyal Sanatevi’nde resim öğrettiği, birlikte okul duvarlarını boyadığı çocukların sevgilisi, yorulmak bilmeyen bir gezgin, anne ve her şeyin ötesinde sıkı bir Antepli. “Milliyetçi bir Antepli’yim” diye tanımlıyor kendini, “yurtdışında okudum ama burayı çocukluğumdan beri sevdim. Hala ilkokulda alışveriş ettiğim yerlerden alışveriş ederim. Dışarıyı özlediğim hiç olmadı. Yöresellikten evrenselliğe geçmeyi amaçladım hep. Bu kentin turizm elçisiyim ve tanıtımını her şekilde yapmaya kararlıyım. Belkıs Han da, bunun bir parçası.”
Kale gibi yüksek duvarların ardında kalmış olsa da Gaziantep’in çehresini değiştiren, kentte konaklamayı aklından geçirmeyenlerin gönlünü çelen bir yer de Anadolu Evleri (0342 220 95 25, www.anadoluevleri.com). Kentin ilk yerleşim bölgesi olan kale civarına yakın, kapalı bir avlu içinde, birbirine komşu 150- 200 yıllık dört taş konaktan oluşan yapı, Antep çevresindeki ocaklardan çıkarılan “havara” denilen, kışın sıcak, yazın serin tutmasıyla ünlü bir taştan inşa edilmiş. Abartıya kaçmadan, orijinalin güzelliklerini ortaya çıkararak, konforlu nostaljik bir şıklıkla restore edilmiş evlerin ardındaki isim, başarılı bir iş hayatına arkasını dönerek motosikletiyle yeni ufuklar aramaya çıkan ve Antep’te yerleşmeye karar veren Timur Schindel. Avlusundan odalarına, banyolarından ortak mekanlarına zevkli detaylarıyla Güneydoğu’nun en tarz sahibi otellerinden biri.
Zeugma mozaiklerinin bulunduğu Gaziantep Arkeoloji Müzesi, başlı başına Gaziantep’e gelmek için bir neden. Yemekleri de öyle... Antep mutfağının en büyük özelliği, yemeklere tat veren baharatlar, salçalar ve karışımlar. Köftelerden, içli köfte, çiğ köfte, ekşili köfte, ufak köfte, malhıtalı (mercimek) köfte, yoğurtlu ufak köfte, kebaplardan kuşbaşı (tike) kebap, kıyma kebabı, patlıcan kebabı, soğan kebabı, simit kebabı, ciğer (cağırtlak) kebabı denenebilir. Ayrıca yuvarlama (nohutlu yoğurt çorbası benzeri bir sos içinde, kuru soğan ve pirinçle iyice dövülerek, küçük toplar halinde yuvarlanan et parçaları), lahmacun, karışık dolma, maş çorbası, beyran, şiveydiz, yaprak sarması, çağla aşı, kabaklama, doğrama, kaburga dolması, borani, Ali Nazik kebabı, yoğurtlu patates, meyhane pilavı, pişi böreği, tatlı olarak da baklava, bülbül yuvası, künefe, burmalı kadayıf, Antep fıstığı ezmesi, sarma, katmer Antep mutfağının ün salmış tadları.
Geleneksel el sanatlarının satıldığı dükkanları, Kent Müzesi, pub, restoran ve kafesiyle Bayazhan (0342 221 02 12, www.bayazhan.com.tr), adeta kent içinde bir kent. İstanbul’da birçok şubesi var diye Sahan restoranlar zincirinin Antep’teki halkası Şirehan’ı (0342 220 46 46, www.sirehan.com) ihmal etmeyin. Bir asrı aşkın bir süredir kalitesinden ödün vermeyen ve ilk günden beri tarihi Bakırcılar Çarşısı içinde hizmet veren İmam Çağdaş Et Lokantası (0342 231 26 78, www.imamcagdas.com), et yemekleriyle ün salmış Çulcuoğlu Et Lokantası (0342 231 02 41), sizi tiryakisi yapacak baklavasıyla Burhan İnal (0342 231 32 26), Gaziantep’te damak tadınızı değiştirecektir.
Urfa’nın kutsal bir havası var. Etrafına huzur veren bir gölde kutsal balıklar, güneşin taşlarına altın renk verdiği serin camiler, minarelerin etrafında uçan güvercinler, kokulu gül bahçeleri, bir mağaranın duvarlarında yankılanan dualar... Şanlıurfa, Mezopotamya’nın en eski yerleşimlerinden. Arap tarihçisi Ebul Faraç’a göre Urfa, Nuh tufanından sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşimin ilki. Tek tanrılı dinler ile çok tanrılı dinlerin önemli merkezlerinden biri. Müslüman, Musevi ve Hıristiyanlar’ın birlikte sahip çıktığı, ayrıcalığı olan bir kent. Bu üç din tarafından da tanınan Hz. İbrahim’in burada doğup yaşadığına inanılması, Urfa’nın bu dinlerin toplulukları tarafından kutsal sayılarak ziyaret edilmesinin en önde gelen nedeni. Hz. Adem’in çiftçilik yaptığı, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı Urfa, ‘’Peygamberler Kenti’’ olarak anılıyor. İsa Peygamber, bu kenti kutsadığına dair bir mektubunu ve yüzünü sildiği mendiline çıkan mucizevi portresini Urfa Kralı Abgar Ukkama’ya göndermiş, Hıristiyanlık devlet dini olarak dünyada ilk defa bu kral tarafından Urfa’da kabul görmüş.
Şanlıurfa’nın bir özelliği de GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) kalbi sayılan Atatürk Barajı nedeniyle projede önemli bir yere sahip olması. Bölgede yapılan yatırımların üçte biri bu kente yöneltiliyor. Son yıllarda kentin gelir düzeyi sürekli artış gösterdi. Harran Ovası’na su verilmesiyle bu toprakların kaderi tamamıyla değişti. Urfa’da beş yıldıza kadar çıkan konaklama seçenekleri var. Büyük oteller olmalarına rağmen birçoğu mimari açıdan kentin tarihi dokusuna ayak uydurabilmiş. Harran’da ise seçenekler hala oldukça kısıtlı.
Eski Valilik Konukevi, özelleştirilmesinin ardından bugün Urfa’nın en dikkat çeken konaklama alternatiflerinden biri. Cevahir Konukevi (0414 215 93 77, www.cevahirkonukevi.com),19. yüzyılın sonlarında haremlik ve selamlıklı, geleneksel Urfa evleri planında inşa edilmiş. Avlulu taş konağın sahibesi Cevahir Asuman Yazmacı, Urfa Viranşehirli girişimci, cesur bir genç kadın. Dekorasyonda olduğu kadar, yöresel mutfakta da farklılık yaratabilmek için restoranda aileden kalma tatlara yeniden hayat vermiş. Börülce, nohut ve pancarlı Boranı yemeği ve pazarları bahçede verilen açık büfe kahvaltının meraklısı çok. Urfa’nın geleneksel sıra geceleri kışın konukevinin şark odalarında yazınsa bahçede yapılıyor. Çiğ köfte ve cevizli fıstıklı şıllık tatlısı ikram ediliyor. Terastan Urfa Kalesi dokunulacakmış kadar yakın. Odalarsa Urfa Kalesi ve Dergah Sit Alanı manzaralı. Balıklıgöl ve Dergah karşısında bu civarda gezerken soluklanmak ve karın doyurmak için Halil İbrahim Sofrası (0414 216 84 44) ve Çardaklı Köşk Restaurant (0414 217 10 80) gibi yerler var. Ancak eğer ciğer seviyorsanız ve biraz da eğlenmek istiyorsanız, Yusufpaşa Camii karşısındaki Sembol Ciğer Salonu’na (0414 215 70 49) uğrayın. Mangalda pişirilen yumuşak ve lezzetli ciğeri, önünüzdeki tahtada kestiğiniz otlarla birlikte dürüm yapıp yiyorsunuz. Oturma düzeni Urfalılarla sosyalleşmek için birebir.
Çoğunluğun aksine Urfa’da konaklamak yerine, Harran’da yıldızların altında bir gece geçirmek isteyebilirsiniz. Özyavuz ailesinin asıl amacı artık yaşanmayan ve ahır ya da samanlık olarak kullanılan geleneksel Harran evlerini yaşatmak ve buralarda turistleri ağırlamak. Haliloğlu Reşat Özyavuz’un babasından kalan, Ulu Camii’nin yanındaki 160 yıllık, 18 kubbeli Harran Evi (0414 441 20 20, 0544 441 60 63) herkese açık. Burada ister ikram edilen çayı içerken geleneksel Harran kıyafetlerini giyip fotoğraf çektirebilir ister evlerin içindeki yer sofralarında yöresel yemekleri tadabilirsiniz. Bu bölgenin insanları gibi mırra (acı kahve) içip tahtlara yerleştirilen şiltelere uzanmak ve geceyi çöl sessizliği içinde sonlandırmak da bir seçenek. Kararınız ne olursa olsun, kızlı erkekli 14 kardeş sizi rahat ettirmek için elinden geleni yapacaktır. Civarı gezmeye başlamadan önce Reşat’tan bölge hakkında bilgi almak için de uğrayabilirsiniz.
“Mardin’de ben taşların dilini öğrendim. Gökyüzünün yakınlığını ve uçsuzluğunu. Sapakları, açmazları, dorukları, yalnızlıkları...O kıraç sessizliğiyle güneşe komşu evlerin serin ayvanlarında oturup, bütün ufkun yalnızca bir bozkır olduğu o taşkentte insanlar birbirlerinin masallarını dinliyor, birbirlerinin masallarına inanıyorlardı. Sıcağın hiçbir şeyi, hatta zamanı bile kımıldatmadığı o kızgın öğleüzerlerinde; ya da bol yıldızlı gecelerin, damlara, avlulara serilmiş bitişik yataklarında fısıldaşan masallar bütün uzaklıkları yakın ediyordu, bütün düşleri gerçek...’’ diye yazmış Murathan Mungan çocukluğunu geçirdiği ve tutkuyla sevdiği Mardin hakkında.
Her dilde, tapılacak bir kenttir Mardin; Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice, Farsça, Ermenice, İbranice... Ve ancak hepsi biraraya geldiğinde kentin göz kamaştırıcı büyüsü ortaya çıkar. Güneşe tapan putperestlerin kentidir bir o kadar da Müslümanlar’ın, Hıristiyanlar’ın; Süryaniler’in, Ermeniler’in, Katolikler’in, Protestanlar’ın... Göçebe aşiretlerin de yerleşik halkların da kendilerinden kıskandıkları topraklardır bunlar.
Mardin ve sakinleri, güneye, göz ucuyla tepeden seyrettikleri Mezopotamya Ovası’na yüzlerini dönmüşlerdir. Camiler ve kiliseler, manastırlar ve medreseler, Güneydoğu’nun bu bereket denizine karşı selam dururlar. Mardin, Güneydoğu turizminin yüz akı. Akdeniz sahilleri kadar moda olacağı günlerin sinyallerini çoktandır veriyordu.
İlk olarak Erdoba Konakları (0482 213 77 87, www.erdoba.com.tr) turizme kazandırıldı. Konaklar hemen Mardin’le özdeşleşti. Binaların arasında en etkileyici olanı Selçuklu Konağı. Taş işçiliği ve terasından görünen Mezopotamya Ovası manzarası, sadece kente değil, otele de vakit ayırmayı gerektiriyor. Erdoba evlerinin ardından Artuklu Kervansarayı (0482 213 73 53, www.artuklu.com ) açıldı. Restorasyonu mükemmel. Restorasyon sırasında bulunan, eskiden kalma odalar Kayıp odalar olarak adlandırılıyor. Otelin kral ve suit odaları da var. Erdoba gibi burada da, konaklamasanız da Mardin mutfağını tatmak mümkün.
Ancak bu kentte Mardin yemekleri mabedi Cercis Murat Konağı’dır (0482 213 68 41, www.cercismurat.com). Mezopotamya Ovası’na bakan terasında kapari salatası, cevizli zeytin, kitelraha (Süryani usulü içli köfte), erikli yahni, firik, kaburga dolması, peynir helvası gibi tadları deneyebilirsiniz. Turistler, mutfakta oturup Mardinli kadın aşçılarla kahve içiyorlar. Restoranın sahibi Ebru Baybara Demir, Mardin’deki başarısının ardından İstanbul’da da bir şube açtı. Süryani şarabını da burada tadabilirsiniz.
Mardin’e 47 km mesafedeki Savur’a Mardin’in kırsalı demek yanlış olmaz. Ceviz ağaçlarının, üzüm bağlarının olduğu, meyvelerin sebzelerin yetiştiği Savur’da 21 Ekim’den itibaren bağbozumu zamanı. Uğur Alabalık Tesisleri’nin (0482 571 28 32, 0532 797 88 75) sahibi emekli öğretmen İsa Bey’le birlikte bağbozumu deneyimine katılabilir, kendi şarap ya da ceviz sucuğunuzu yapabilirsiniz. Ayrıca lokantanın bahçesinde yemek isterseniz, mönüde kişnişli alabalık, nar ekşili, sumaklı salata, antep fıstıklı tahin helvası ve peynir tatlısı var.
Öztürk ailesinin iki asırlık evi Savur Konağı (0482 571 21 27) ise, tipik Mardin mimarisi, adeta birer müze parçası olan aile yadigarı eşyaları, dantelli kar beyazı çarşaflarıyla Savur’da konaklamak isteyenler için hem sıradışı bir seçenek hem de yerli bir ailenin geçmişini paylaşmak demek. Kalamayacak olsanız da ailenin kapıları size ardına kadar açık olacaktır.
Savur’dan 60 km sonra, asırlar boyu Süryaniler’in yaşadığı, taş konakları ve dar sokaklarıyla labirent vari yerleşim Midyat var. 2009’da açılan Kasr-ı Nehroz (0482 464 25 25, www.hotelnehroz.com), 4000 yıllık bir yerleşim yerinde 1200 yıllık bir konak. Midyat gibi yıllar boyu konaklama sıkıntısı çekilen bir yerde adeta bir vaha gibi. Mardin’i fazla turistik ve kalabalık bulanlar Savur ya da Midyat’a yöneliyorlar. Tarihi mimari ve şıklığın dengelendiği otelde 25 odayla küçük kalınması tercih edilmiş. Midyat’a yerleşen ilk Müslüman aile olan Nehrozlar tarafından 260 yıl boyunca ev olarak kullanılan kasır, 1200 yıl önce bir Süryani kilisesiymiş. 1750’lerde Süryaniler, civar aşiretlerin saldırılarından korunmak için Nehrozlar’ı Midyat’a davet edince aile bölgeye yerleşmiş. Kendilerine verilen ev Nehroz Kasrı, mahalle ise Nehrozlar Mahallesi olarak anılmış.
Taş evlerin arasında bulunan otel, Midyat merkeze, Gümüşçüler Çarşısı’na ve görmeye değer birçok kiliseye yürüme mesafesinde. Otelin avluları ve damları (teras) mırra, nargile içmek ya da ev yapımı Süryani şaraplarını tatmak için ideal mekanlar. Seyir terasından Midyat ayaklarınızın altında. Kasrın her köşesinde aile bireylerinin yıllarca kullandığı birçok eşya ve aksesuar sergileniyor. Midyat ve çevresini gezmek için otelin düzenlediği turlara katılabilirsiniz. Güneydoğu’da kendi turunuzu kendiniz düzenlemek isterseniz, Talay kardeşler bölgeyi çok iyi tanıyan, medeni, profesyonel ve güleryüzlü bir aile şirketi. Murat ve Nizam Talay’ın (0542 546 36 53- 0535 239 27 23) klimalı, son model minibüsleri var.

|