Kuzey Kıbrıs’ı başka bir gözle tanımak için öneriler…
‘’Adalar, zamanın tüm yalnızlığı içinde, farklı yazgıların karşılaşabileceği ve birleşebileceği yerlerdir’’ diye yazmış İngiliz yazar Lawrence Durrell. Yazar, 1950’lerde huzurlu bir Akdeniz adası olan Kıbrıs’ın Bellapais köyüne yerleşmişti.
Bugün Kuzey Kıbrıs’a, yazarın anlattığı gibi yalnız ve romantik bir adanın özelliklerini yakıştıran muhtemelen pek kalmamıştır. Çünkü burası yıllardır ve hala, 24 saat açık, sekiz yüz küsur kumarhanesinin arasında, Doğu Avrupa ve Asya’nın en büyük kumarhanesinin de bulunduğu, “casino” ve “plaj” kültürüne hizmet eden bir ada olarak hafızalarda yer etti. Oysa rivayetler çeşitli; buraları köpüklerin sürüklediği bir istiridyenin içinden doğan ve altın kumların bir tül gibi yüzünü örttüğü Afrodit'in kıyılarıymış… Sezar, Kleopatra’ya aşkını kanıtlamak için bu adayı ona hediye etmiş… Bunları geçelim…

Kuzey Kıbrıs daha fazlasını hak etmesine rağmen, dünya ülkeleri tarafından tanınmaması ve Türkiye hariç başka hiçbir ülkeden direkt uçuşun olmaması, 2.5 milyon turistin geldiği güney Rum kesimine karşın burasını her yıl sadece 400 bin turistle yetinmeye mecbur bıraktı. Oysa Kuzey Kıbrıs, insanında da doğasında da, hala turizmin bozamadığı bir bakirliğe sahip. Kilometrelerce uzanan plajlardan kokulu portakal bahçelerine, karlı dağlardan yemyeşil vadilere, dingin manastırlardan gizemli kalelere, sınırsız ovalardan ıssız köylere, işte size hayatı yavaştan alan bu yalnız adayı görmek için birçok neden.

GİRNE KALESİ’NDEN ESKİ LİMANI SEYREDİN: Girne, Kuzey Kıbrıs’ın ‘’turizm başkenti’’. 70 km mesafedeki Türkiye kıyılarına bakan, Girne Kalesi’ne sırtını veren at nalı şeklindeki limanı, kafe, restoran ve otele dönüştürülen eski liman yapılarıyla, burası Akdeniz’in en hoş atmosferi olan kıyılarından biri. Liman kentin en hareketli yeri; özellikle yazın, akşamüstleri yerliler, turistler gezinir ve balıkçı teknelerini seyrederken, denize sıfır kafelerde oturulur. Girne’ye turist çeken en büyük unsurlardan biri kumarhaneler kuşkusuz. Oysa Girne en çok bir zamanlar İngilizler tarafından hapishane olarak kullanılan Bizans Kalesi’yle ünlü. 2300 yıllık, dünyanın en eski korunmuş gemi batıklarından biri de burada sergileniyor. 1950’de ünlü İngiliz yazar Lawrence Durrell’in Girne yakınındaki Bellapais köyünde bir ev almasıyla, birçok İngiliz buraya yerleşmiş. Bugün kendilerine ait bir kiliseleri ve bir sosyal kulüpleri var.

TEMBELLİK AĞACI’NIN ALTINDA ‘’ACI LİMONLAR’’I OKUYUN: 1950’lerde huzurlu bir Akdeniz adası olan Kıbrıs’ın Bellapais köyüne yerleşen İngiliz yazar Lawrence Durrell, ‘’Acı Limonlar’’ adlı kitabında, Rumlarla Türkler’in birlikte yaşadığı bu köyde, bir ev alıp restore etmenin zorluklarının yanısıra, köy hayatının küçük entrikalarını ve dedikodularını da anlatır. Köy insanlarının en büyük keyfi, köy meydanındaki ağaçların altında rehavet içinde oturup laflamaktır. Bu ağaçların arasında bugün hâlâ duran ve adı o günden beri değişmemiş bir ağaç var: ‘’Huzur (Tembellik) Ağacı’’. Durrell de, saatlerce köylülerle bu ağacın gölgesinde oturur, onlarla içki içip sohbet eder ve izlenimlerini yazardı; ‘’Bella Pai (Güzel Ülke), içsel hayalgücünü yakalamaya ve elde tutmaya çalışan kimselerin simgesiydi, barış burasını tanımlamak için kendi kafamda sürekli tutacağım kavramdı’’ diye yazmıştı. Bir gün, Huzur Ağacı’nın altından kahkaha, köy kahvesinden selam gelmez olur. Durrell evini ve adayı terk eder. Adanın hâlâ en güzel köylerinden biri olan Bellapais’in yeni adı Beylerbeyi. Bugün artık köyde sadece Kıbrıs’a yerleşen İngilizler ve birkaç Kıbrıslı Türk aile yaşıyor. O dönemde İngiliz Krallığı’nın memuru olan ve ‘’Kıbrıs trajedisine hem köy kahvesinden, hem de Hükümet Konağı’ndan’’ bakabildiğini söyleyen Durrell’in, üzerinde ‘’Acı Limonlar’’ tabelası olan evi bugün artık sezonluk olarak kiralanıyor.

BELLAPAİS MANASTIRI’NI BİR DE GECE GÖRÜN: Girne’ye 10 km mesafede bir dağ köyü olan Bellapais (Beylerbeyi), hem adanın en turistik noktalarından biri hem de İngiliz yazar Lawrence Durrell’in yaşamak için seçmiş olduğu yer. Ne kadar turistik olursa olsun, adanın en görkemli yapılarından olan Bellapais Manastırı (Yazın 09:00- 19:00, kışın 09:00- 17:00 saatlerinde açık, 0392 815 75 40) kaçırılmamalı. Yakın Doğu’daki Gotik sanatının en güzel örneği olarak kabul edilen bu manastır, ada Osmanlılar’ın eline geçtikten sonra Yunan Ortodoks Kilisesi’ne verilmiş. Manastırı gezerken, kemerlerdeki dantel süslemeler ve mükemmel Gotik taş işçiliği örnekleri gözden kaçmamalı.

GİRNE KALESİ’Nİ KAÇIRMAYIN: Girne’nin en etkileyici yeri, limanın bir ucunda bulunan Girne Kalesi. Ayrıca limanın en güzel görüntüsü de kaleden. Kalede sergilenenler arasında en ilginci, 1965’te bir balıkçı tarafından Girne’nin 1.5 km açığında, 3 metre derinlikte bulunan ve bugün ısısı kontrol altında tutulan bir salonda sergilenen Halep çamından yapılma 2300 yıllık gemi batığı. Geminin bir Suriye ticaret gemisi olduğu ve bir fırtınada battığı sanılıyor.

LEFKOŞA SARAY OTEL’DEN KUZEY VE GÜNEYİ SEYREDİN: Lefkoşa, dünyanın bölünen son başkenti... Yeşil Hat, Lefkoşa’yı güney ve kuzey olarak ikiye ayırıyor. Kuzeyi Türk, güneyi ise Rum tarafı. Saray Oteli’nin tepesinden bakıldığında, her iki tarafı da görmek mümkün. 80 bin nüfuslu Kuzey Lefkoşa, adanın tam ortasında, Kuzey Kıbrıs’ın ticari ve politik başkenti. Yüksek binaların bulunduğu ve nüfusun yoğun olduğu güney tarafının yanında Kuzey Lefkoşa daha mütevazı duruyor. Bugün Yeşil Hat olarak bilinen sınır, bir İngiliz kumandanın adayı harita üzerinde yeşil bir kalemle bölmesi sonucu bu adı aldı.

LEFKOŞA’NIN TARİHİ MAHALLELERİNDE DOLAŞIN: Lefkoşa’yı yürüyerek gezmeli. Kuzey Lefkoşa’nın en ilginç görülecek yerleri, Korkut Efendi ve Selimiye bölgelerinde. Hemen güneyde, Yeşil Hat’a yakın dükkan ve restoranların bulunduğu trafiğe kapalı bir bölge var. Eski kentin batısındaki Karamanzade ve Arabahmet mahalleleri de görmeye değer. Osmanlı kervansarayları Büyük Han ve Kumarcılar Han, ortaçağ kervansaraylarının bugüne kalan ender örneklerinden. Büyük Han’ın güzel avlusu etrafında, Kıbrıs’a özgü yemekler sunan lokanta, kafe ve el sanatları dükkanları, Belediye Pazarı’nın karşısında, 14. yüzyıla ait gotik bir kiliseden dönüştürülen Bedesten var. Bir başka pazaryeri tüm canlılığıyla Kıbrıs Türkleri’nin mutfağını yansıtan Bandabulya (Kapalı Çarşı), İngiliz koloni döneminden kalma. Yine bu bölgedeki, Lüzinyanlar devrinden kalma en görkemli Gotik yapılardan biri olan Aya Sofya Katedrali yani bugünkü Selimiye Camii mutlaka görülmeli.

EN GÜZEL PLAJLARINDA YÜZÜN: Mağusa Bölgesi’nde Club Glapsides, Silver Beach, İskele Belediye Plajı, DAÜ Beach Club, Girne’nin doğusunda Çatalköy bölgesinde Alagadi Plajı, Acapulco Plajı, Vogue Beach, Girne’nin batısında Kervansaray bölgesi’nde, 1974’te Türk askerinin adaya ilk ayak bastığı nokta olan Yavuz Çıkarma Plajı (Escape Beach) ve Karpaz Yarımadası’ndaki Altınkum kumsalı, Kuzey Kıbrıs’ın en güzel plajları.

SALAMİS ANTİK KENTİNİ GEZİN: Gazimağusa’nın 9 km kuzeyinde, Kuzey Kıbrıs’ın en önemli ören yerlerinden biri Salamis antik kenti. Bir zamanlar şair ve filozofların yaşadığı bu zengin kültür ve ticaret kentinin altın çağı Roma devrindeymiş. Salamis Nekropolü de görmeye değer. M.Ö. 7.- 8. yüzyıla ait 150 mezar içinde, açığa çıkarılmış olan dokuz mezara dayanılarak, buraya Kral Mezarları adı verilmiş. Bu Miken mezarlarına, krallar ve asilzadeler, kıymetli eşyaları ve hatta en sevdikleri esirleriyle birlikte gömülürlerdi. Hatta bir kralı mezarına taşıyan iki atı da, daha sonra kurban edilerek yanına gömülmüş. Bugün bir camekan içinde bu atlardan birinin iskeletini görmek mümkün.

KIBRIS MUTFAĞIYLA TANIŞIN: Kıbrıs’ta, sipariş etmenize fırsat kalmadan masanız mezelerle dolar. Sarmısak ve limonla terbiye edilmiş Kıbrıs zeytini (çakıstez) , cacık, kaz ayağı turşusu, pancar turşusu, golyandro bitkisinin tohumu ve Kıbrıs'ın ünlü Hellim peyniri … Bir başka Kıbrıs spesiyalitesi de molehiya. Sadece Kıbrıs’ta ve Nil kıyılarında yetişen, nane kokusunda, reyhan otu görüntüsünde ve biraz da bamya tadındaki bu bir tür ot, kuzu eti ya da tavuk ile sulu bir yemek olarak hazırlanır. İlginç bir başka sebze de, Kıbrıs’ın dışında bilinmeyen kolokastır. Geleneksel bir kış yemeği olan kolokas, patates familyasından bir bitkidir, patatesten daha tatlıdır ve görüntüsü kerevize benzer. Bu bitkinin kökü gelişir ve kolokası oluşturur. Kolokas, bol limon ve kereviz sapıyla pişirilir. Kıbrıs mutfağında kerevizin sadece sapının kullanıldığını, gövdesinin yenmediğini, sapından turşu ve salata yapıldığını da belirtmekte yarar var. Kabak çiçeği dolması da mezelerin arasında yer alır ve Kıbrıslı hanımlar kabak çiçeklerini açıkken toplamak için sabah erkenden iş başı yaparlar. Kıbrıs’ın ünlü Şeftali Kebabı hakkında farklı rivayetler var. Şeftali gibi kızardığından mı, görüntüsü şeftaliyi andırdığından mı yoksa ilk kez yapan şefin adı Ali olduğundan mı böyle anılır bilinmez ama Kıbrıs’a gelip de bu kebabı denemeyenlerin sayısı azdır. Baharatlı ve maydanozlu kıyma harcı böbrek zarına sarılarak ızgarada pişirilir. Lefkoşa'daki Anibal Restaurant, bu kebabın adreslerinden. Kıbrıs'a özgü bir güveç türü olan Küp Kebap, kuzu etinin birçok sebzeyle birlikte bir toprak küpte kısmen yere gömülü olarak uzun süre pişirilmesiyle yapılır. Bu nedenle ‘’Kuyu Kebabı’’ olarak da anılır. Girne’de Atatürk Meydanı’ndaki Niazi’s ünlüdür. Ayrıca Girne’nin 30 km batısında, Kormakiti (Koruçam) köyünde Yiorgo Kasap’ın Yeri var. Burada Kıbrıs'ta yaşayan arap asıllı Hristiyan azınlık Maronitler yaşar. Küp Kebap anlaşılmazsa ‘’Kleftigo’’ demeyi deneyin. Lalangi, Kıbrıs’ın bir başka geleneksel yemeği. Sıcak ya da soğuk yenebilen yemek, tavşan suyunda hazırlanmış mayalı hamurun içine konulan tavşan etinden oluşuyor. Kıbrıs’ta neredeyse bütün meyvelerin macunu yapılır. Ceviz, turunç, karpuz, hurma, kabak, patlıcan macunları en yaygın olanları. Macunlar yazın buz üzerinde servis edilir. Adanın lezzetli kara zeytinyağı ve ‘’sour brandy’’si ünlü. Lefkoşa’da, 19. yüzyıla ait bahçeli bir Ermeni evinde servis veren Boghjalian Konak Restaurant (www.boghjalian.com), Kıbrıs’ın en iyilerinden.

LALA PAŞA CAMİİ’NİN BÜYÜSÜNE KAPILIN: Girne Kuzey Kıbrıs’ın ‘’turizm bakşenti’’yse, Gazimağusa ‘’tarihi başkenti’’. Burası, Akdeniz’in surlarla çevrili en önemli limanlarından biri. Gazimağusa’da eski kentin her yerinden görülebilen ve bugün Lala Mustafa Paşa Camii olarak ibadete açık olan, bir zamanların St. Nicholas Katedrali, Kıbrıs’taki Gotik Lüzinyan mimarisinin en iyi örneği. 1298- 1326 yılları arasında, Kudüs krallarının taç giyme törenleri için inşa edilmiş, 1954 yılına kadar buraya Mağusa Aya Sofya’sı denmiş ancak bu tarihten sonra camiye ‘’Kıbrıs Fatihi’’ olarak bilinen Lala Mustafa Paşa adı verilmişti. Caminin bulunduğu meydan ve çarşı, kafeleri ve çay bahçeleriyle, kentin en canlı yerlerinden.

OTELLO KULESİ’NDEN MAĞUSA LİMANI’NA BAKIN: Gazimağusa’nın köklü tarihinin en sağlam kanıtı, eski kentin sınırlarını belirleyen görkemli korunma surları. Bu surlar boyunca yürüyerek ve bazı kulelerin üzerine çıkarak, bir zamanların bu zengin ve önemli kentini en iyi şekilde algılayabilmek mümkün. Eski kentin kuzeydoğusunda, denize doğru, 1492 yılında Venedikliler tarafından surların uzatılması için yapılan Otello Kulesi (Kalesi), aslında Deniz Kapısı ile limanı korumak için yapılmış. Söylentiye göre, Kıbrıs’ı 1481 yılında ziyaret eden Leonardo da Vinci, buranın tadilatıyla ilgili tavsiyelerde bulunmuş. Bu kaleyle Otello adının arasındaki ilişki, Kıbrıs’ın İngiliz koloni devrine ait. Shakespeare’in ‘’Kıbrıs’ta bir liman kentinde’’ geçen Otello oyununda buradan bahsettiğine inanılıyor. Deniz Kapısı’nın girişindeki mermer aslanla ilgili anekdota göre, kentte yakınanlara ‘’şikayetin varsa git aslana anlat’’ denirmiş...

BAKİR KARPAZ YARIMADASI’NI BİSİKLETLE DOLAŞIN: Bir cezveye benzeyen Kıbrıs adasının sapı Girne’den 180 km mesafedeki Karpaz Yarımadası Milli Parkı. Kuzey Kıbrıs’ın bu en bakir bölgesi, doğuya adeta Suriye’ye uzanıyor. 1974’ten beri hemen hemen hiç el değmemiş... Yol boyunca yabani eşeklere, koyun sürüsünü güden bir çobana rastlayabiliyorsunuz. Uçsuz bucaksız ovalar, ıssız köyler, tek tük kulübelerin bulunduğu, kaplumbağaların yumurtlamak için seçtiği sakin kumsallar var. Burası Kuzey Kıbrıs’ın en güzel kumsallarına ve en güzel günbatımları sahip. Hiçbir tesisin bulunmadığı, kum tepeleriyle, alabildiğine uzanan bakir Altınkum kumsalı adanın en popüler plajlarından. Mayıs- Ağustos ayları arasında, caretta carettalar ve yeşil kaplumbağalar buraya ve Girne’ye 19 km mesafedeki koruma altındaki Alagadi kumsalına yumurtluyorlar. Bölge ayrıca yabani çiçeklere ilgi duyanlar ve bisikletle gezmeyi sevenler için, özellikle baharda büyüleyici. Az ziyaret edilen ve kitle turizminden alabildiğine uzak bu bölgede aynı zamanda Türklerle Rumlar’ın birlikte yaşadıkları köyler var. Adanın en güzel günbatımları da burada.

BEŞPARMAK DAĞLARI’NDA YÜRÜYÜN : Kuzey Kıbrıs’ı bir başka yönüyle yaşamak isterseniz adada trekking turları düzenleyenlerin peşine takılın. Maceracı olanlar, Kyrenia Range Walks'ın (0392 815 72 97, www.kyrenia-range-walks.com), farklı parkurları hakkında John'dan bilgi alabilirler. Emekli olunca Girne'ye yerleşen 60'larında iki İngiliz, Temmuz ve Ağustos ayları hariç ve kışın da çok yağmurlu ve soğuk olmadığı zamanlar dahil yıl boyunca yürüyüş turları düzenliyor. Girne Dağları yürüyüşlerinde, Koruçam parkuru, Buffavento Orman Yolu, Kantara Trek gibi, 8 km’den 20 km’ye kadar değişen, günübirlik ya da konaklamalı, rehberli trekking turları var.

GÖKYÜZÜNE TIRMANIN: Adeta gökyüzüne çıkan 480 basamağı ve masalsı havasıyla, Girne’ye 10 km mesafedeki St. Hillarion Kalesi’nin, Walt Disney’in Fantasia filmine ilham kaynağı olmasına şaşmamalı. Gizli odaları, tünelleri, dik merdivenleri ve geçitleri olan kale efsaneye göre adını 8. yüzyılda hayatının son yılını burada geçiren ve öldüğünde buraya gömülen bir keşişten alıyor. Mezarının üzerinde bir kilise bulunmuş ve sonra da çevresine bir manastır inşa edilmiş. Kalede, Lüzinyanlar’ın ‘’Kraliçe’nin Penceresi’’ olarak bilinen saray penceresinden Karmi köyünün olağanüstü manzarasını seyredin.

ST. ANDREAS MANASTIRI’NDA RÜZGARA TESLİM OLUN: Cezve sapının en ucuna, yani Zafer Burnu’na doğru, rüzgarların mucizelere, mucizelerin de yolculara eşlik ettiği bir yer var; St. Andreas Manastırı... Burası, ‘’mucizeler yaratan’’, ‘’rüzgarın hakimi’’ ve ‘’yolcuların koruyucusu’’ olan Apostolos Andreas’a adanmış. Bir balıkçı olan Andreas, İsa tarafından Hıristiyanlığı yaymak için papazlığa çağrılır. Efsaneye göre, Andreas Kudüs’e bir yolculuk yapmaktadır. Kaptanın gözü kördür ve yolculuk sırasında suları biter. Andreas, kaptanın gözlerini tedavi eder ve bugünkü manastırın olduğu yerde su bulur. Kaptan, Andreas’ı ödüllendirmek isterse de, o bunu kabul etmez. Bundan etkilenen kaptan ve mürettebatı, Hıristiyanlığı benimser. Bugün bu manastır, hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumlar tarafından kutsal sayılıyor ve Apostolos Andreas özellikle göz hastalıklarını tedavi eden bir aziz olarak biliniyor.

MARAŞ’TA DURAN ZAMANA TANIK OLUN: Mağusa’nın güneyindeki Maraş ya da Rumca adıyla Varoşa olarak bilinen bölge, 1974’teki askeri harekattan önce, adanın 35 bin yataklı en büyük turistik bölgesiydi. Adanın en güzel plajlarına sahip olan Mağusa’nın rivyerasındaki bu görkemli tesislerin sahipleri, daha çok Rumlar ve yabancılardı. Askeri harekat başlamadan önce, kısa bir süre sonra geri döneceklerini düşünerek herkes burayı olduğu gibi terk etti. 30 yıldır evler, dükkanlar, oteller o gün bırakıldığı gibi duruyor. Ancak arabayla dolaşırken tel örgülerin dışından ve Palm Beach Hotel’in plajından görülebilen bu yasak bölgede Maraş Plajı’nda yürüyerek binalara cephelerinden bakabilir ve örgü tellerden zamanın nasıl donduğuna şahit olabilirsiniz.

MÜZELERE VAKİT AYIRIN: Kuzey Kıbrıs’ın tarihine ışık tutan müzeler de görmeye değer. Lefkoşa’da, bugün Mevlevi Müzesi olarak ziyaret edilen 17. yüzyıla ait Mevlevihane, 1891’de Kıbrıs’taki ilk Türk Gazetesi Zaman’ı çıkaran Derviş Paşa’nın konağından dönüştürülen Derviş Paşa Konağı Etnografya Müzesi, kentteki 260 özellikli Osmanlı binası arasındaki Saçaklı Ev, gotik tarzdaki konak Lüzinyan Evi ve Barbarlık Müzesi de görülebilir. Güzelyurt güzergahı üzerindeki 1956 tarihli Mavi Köşk, Makarios’un avukatı ve Orta Doğu’nun en büyük silah tüccarı İtalyan asıllı bir Rum olan Pavilides’e ait. Gazimağusa’da Venedik Sarayı’nın avlusuna açılan ve Namık Kemal’in 36 ay boyunca hapsedildiği zindan, bugün Namık Kemal Zindanı ve Müzesi. Yazar, 1873’te, Gedikpaşa Tiyatrosu’nda ‘’Vatan Yahut Silistre’’ adlı oyununun sahnelenmesinin ardından, sarayın tepkisini çekmiş ve Sultan Abdülaziz tarafından Kıbrıs’a sürülmüştü.

Fotoğraflar: Reyan TUVİ- Kuzey Kıbrıs Turizm Tanıtma & Pazarlama Dairesi
|