Skip Navigation LinksSeyahat Rehberi > Valizimden Dökülenler > Reyan Tuvi > Özbekistan
 
  Skip Navigation LinksÖzbekistan

İpek Yolu’nun üç silahşörleri: Semerkant, Buhara, Hiva...

Yüzyıllar boyunca, yalnızlığına gömülmüş, göçebe kültürün izlerinin inatla korunduğu Orta Asya bozkırları, öylesine keskin bir yalnızlık içindedir ki çoğu zaman “ötelerin ardı” olarak anılır. Orta Asya, göç, ihtişam ve çöküşün, sarsıntılı bir geçmişle, bağımsızlığa rağmen belirsiz bir geleceğin toprakları olmuştur hep. İklim güvenilmez, doğa başına buyruktur ve yolları katetmek için çetin koşulları göze almak gerekir. Bir taraftan da uzayıp giden bozkırların ve gökmavinin altında, İskender, Cengiz Han ve Timur gibi isimlerin de içinden geçmiş olduğu bu yolculuk, tarih ve coğrafyasıyla gezginlerin rüyasına girecek kadar zengindir. Bozkırlar, çöller, dağlar aşılır farklı dil, din ve kültürlerin eridiği bir zaman diliminde gerçek anlamda bir serüven yaşanır. Bu topraklarda misafir atadan da kıymetlidir ve tanrı misafirini ağırlamak büyük şereftir. Orta Asya insanı tereddüt etmeden sofrasını paylaşır, yer yatağı yapar ya da kendininkilerinin yanına çadırınızı kurar.

Bölgede iki bin yıldır kültürün beşiği, dolayısıyla da en turistik olan ülke Özbekistan. Ayrıca Orta Asya’da tarihi kent kültürlerini barındırmış yegane bölge. Bu topraklarda yol almak, tarihin sayfalarında gezinmek demek. Mimarisiyle romantik bir atmosfere sahip Özbekistan, Orta Asya’nın “en ünlüleri” seçmeleri yapılacak olsaydı ilk üçü çıkarabilirdi; Semerkant, Buhara ve Hiva. İpek Yolu’nun bu kentleri asla hayalkırıklığına uğratmaz hatta zaman zaman ülkenin diğer görmeye değer yerlerini gölgede bıraktıkları da olur. Örneğin Özbekistan’ın renk cümbüşü çarşı pazarlarına, Nurata’daki gibi eski kalelere ya da trekking ve macera sporlarına imkan tanıyan Chimgan ve civarına vakit ayırmakta yarar var.

Bir Özbek atasözüne göre, “Evrende iki büyük yol vardır. Gökyüzünde Samanyolu, yeryüzünde İpek Yolu...”. İpek Yolu’nun zorlu mesafelerini kat eden baharat ve ipek yüklü kervanlar, vahşi kabilelerin saldırı tehdidi altında, bozkırlarda ve çöllerde geçen susuz günlerin sonunda Hiva’dan (Özbekçe Xiva) yükselen minarelere ulaşmayı umud etmişler. İpek Yolu üzerinde, yüksek duvarların ardındaki bu vaha kent, kervanların kuyusuna uğramadan geçip gidemediği bir sığınaktı. Burada para elden ele geçer, yorgun yolcular geceleri müzik ve eğlence deryasına kapılırlarmış.

2500 yıllık Hiva’nın tarihi merkezi, Özbekistan’ın diğer kentlerinden farklı olarak bütünüyle korunmuş. Şairlerin Hiva’nın toprak rengi yapılarına, çinilerinin turkuazına yazdığı dizelere yüzyıllarca kapıldı insanlar. Bu açık hava müzesi ilk bakışta etkileyici olmasına rağmen, 1970 ve 80’lerde uygulanan Sovyet koruma planı aynı zamanda bir dezavantaj olmuş. Dar sokakları, avluları, camileri, türbe, saray ve 16 medresesiyle, burası adeta Orta Asya’nın Floransa’sı olsa da cansız, hayatsız duruyor. Bir zamanlar Asya’nın en büyük köle pazarlarından birinin bulunduğu, İranlı ve Rus kölelerin satıldığı bu hisarın geçmişini solumak için hayalgücünüzü zorlamanız gerekecek. İpek Yolu gözden düşünce Hiva içine kapandı. Meydanlarında Hiva hanının korkunç infazları, haremleri, köle zindanları hakkındaki söylentilerle yavaş yavaş gizemini yitirdi. Tarihi binalar arasında birkaç cami ve mabed aktif ancak birçoğu müze. Hiva’nın en güzel zamanı gece. Kıvrımlı, dar sokaklarından bakınca ay ışığının aydınlattığı minareler, sütunlar ve medreselerle Hiva’nın büyüsü tam olarak ortaya çıkıyor.

Hiçbir kent, Semerkant kadar İpek Yolu’yla özdeşleşemez. Kenti eski zamanlarda gören batı dünyasından birçok şair ve yazar için burası Atlantis mitini çağrıştırır. Kuşbakışı baktığınızda, kubbeler ve minareler öne çıkar. Aşağıda, sokaklarında ve meydanlarında Timur için yapılan dev anıtlara, rengarenk çarşılara ve kentin tarihine şahit olursunuz. Bugünün Semerkant’ı ise Sovyet dönemi binaları, parkları ve geniş bulvarlarıyla başka bir havadadır. Kentin en görmeye değer yerlerini iki ya da üç günde gezebilirsiniz. Registan Meydanı, Gur Emir Türbesi, Bibi Hanım Camii ve Şah-ı Zinde listenizin ilk sıralarında olsun.

Kum ülkesi anlamına gelen Registan, Semerkant’ın merkeziydi. Burada üç medrese bulunuyor; Uluğbey Medresesi (15. yüzyıl), Şir- Dor Medresesi (17. yüzyıl) ve Tilla- Kari Medresesi (17. yüzyıl). İlk medresenin kuruluşuyla birlikte bayramlar ve festivaller burada kutlanmaya ve Pazar günü de yine bir pazar kurulmaya başlanmış. Uluğbey kendi kurduğu medresesinde matematik ve astronomi dersleri vermiş. Uluğbey’in ölümünden iki asır sonra da Semerkant’ın yöneticisinin emriyle birinci medresenin bir kopyası olan Şir-Dor Medresesi inşa edilmiş. Birkaç yıl sonra da, cami olarak kullanılan Tilla- Kari Medresesi yaptırılmış.

Semerkant, tarihin son büyük göçebe fatihi Timur'un başkentiydi. Delhi’den Ege Denizi’ne, Şam’dan Doğu Türkistan’a fethettiği yüzlerce kent içinde Semerkant’ı seçti. O dönemde Semerkant 150 bin nüfusla dünyanın en kalabalık kentlerinden biriydi. Timur'un en sevdiği torunu Uluğbey, Semerkant’ı dedesinin büyüklüğüne yaraşır bir kent yapmayı sürdürdü. Uluğbey, tarih, şiir, matematik, müzik ve özellikle astronomiye aşık bir hükümdardı. İslam din ve biliminin en ünlü hocalarını kentin Registan Meydanı’nda kendi adına yaptırdığı medresede topladı. Bu Semerkant için yeni bir dönemin başlangıcıydı. Uluğbey, astronomiye tutkundu. Doğu’da astronominin altın devri onunla başladı, Semerkant’ta kurduğu rasathanenin ne doğuda ne de batıda bir benzeri yoktu. 15. yüzyılda Semerkant, yıldızlara bakan şehir oldu. Uluğ Bey’in çıkardığı gökyüzü haritası, Çinli ve Avrupalı bilimadamları tarafından 400 yıl boyunca kullanıldı. Keşifleri bilimde Avrupa rönesansının kilit noktaları oldu.

Semerkant, Timur ismiyle birlikte parladı ve efsaneleşti. Timur’un hocası ve torunuyla birlikte gömüldüğü Semerkant’taki Gur Emir Türbesi’yle ilgili halen bir inanış var. Bozkırların insanı onun mezarına dokunmanın felaket getireceğine inandı hep. Takvimler 22 Haziran 1941’i gösteriyordu. Bir grup Sovyet bilim adamı özel izinle Timur’un mezarını açtılar. Birkaç saat içinde Hitler’in Rusya’yı işgali haberi geldi.

Bir zamanlar zengin ticaret yollarının kesiştiği Semerkant’ta Özbek pazarları halen canlılığını koruyor. Özbek’in sofrasının baş köşesinde ekmek vardır, hemen her evde bulunan tandır fırınlarda mayasız pişirilir ve ancak piştiğinde fırınların toprak duvarlarından düşer. Özel günlerde bazen kadınlar 20 çeşit ekmek yapar ve üzerine susam koyarlar. Timur ilk seferine çıktığında Semerkant’ın en iyi fırıncılarını ve buğdayını da yanında götürmüş. Günlük yaşamın ve Orta Asya insanının konukseverliğinin en iyi gözlemlendiği yerlerden olan Semerkant’ın pazarlarını kaçırmayın. Bir Özbek evine davet edilirseniz, Özbek pilavını tatma şansını da geri çevirmeyin.

İpek denince Özbekistan’da ilk akla gelen Altın Vadi olarak da bilinen Fergana Vadisi’dir. Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan boyunca uzanan vadi, Özbekistan’ın en yoğun yerleşim bölgesi olmasının yanısıra Orta Asya’nın en zengin toprak ve iklimine de sahiptir. Fergana insanı çalışkan ve üretkendir. Vadideki Margilan kasabası, ipek üretiminde dünyada ilk sıralarda yer alır. Kasaba insanı evinde ipek böceği yetiştirir ve kozaları fabrikaya satar. Sovyet döneminde yasaklanmış olan bu ev endüstrisi bugün 9. yüzyıldan beri hiç değişmemiş bir sistemle Yodgorlik İpek Fabrikası’nda, kol gücüyle saf ipek elde ederek direniyor. Fabrika, ziyaretçilere açık.

“Dünyanın her yerine ışık cennetten gelirken, kutsal Buhara’nın ışığı cenneti aydınlatır”mış. Orta Asya’nın en kutsal kentlerinden Buhara, aynı zamanda, bu coğrafyanın Sovyetler öncesi halinin en saf haliyle görüldüğü yerdir. Özbek ve Tacik nüfusun yaşadığı kentin eski merkezi 200 yıldır pek de değişmemiş. Merkezde, bin yıllık geçmişe sahip yapılar bulunuyor.

Bir asır öncesine kadar Buhara’nın, su kanallarından beslenen halkın etrafında toplanıp sohbet ettiği, suyunu içtiği ve yıkandığı 200 kadar taş havuzu varmış. Bu havuzların suyu sık değiştirilmediğinden Buhara, salgın hastalıklarla anılır olmuş. 19. yüzyılda Buharalılar ortalama 32 yaşına kadar yaşıyorlarmış. Su sistemini modernize eden Bolşevikler, bu havuzları da kurutmuşlar. Buhara’nın en sosyal mekanlarından biri dört asırlık Lebi Havuz. Bu havuz kenarı, Orta Asya’da sadece bir yaşam biçimi değil aynı zamanda bir kaçıştır. Dut ağaçlarıyla çevrili bu çay bahçesi, dostluğun, ticaretin ve yol yapanların durağıdır. Gedikliler buraya kendi tavla ve domino takımlarıyla gelir, sadece çayı ve eğlenceyi değil, II. Dünya Savaşı anılarını da paylaşırlar. Yeşil çay, Özbek kültürünün esasıdır. İkram edilen çayı geri çevirmek neredeyse imkansızdır. “Piala” denilen taslarda içilen, dinlendirici ve tansiyon düşürücü bu çayı içmenin bir usulü vardır. Her Özbek “lay, çay, may” demeden çayını içmez. Doldurulan ilk iki tas mutlaka çaydanlığa geri dökülür. Çayın rengi ve tadı ancak üçüncü pialada, çay uzmanlarını memnun eder. Geçmiş bir Buhara öğledensonrasında yere halılar serilir, semaverden dumanlar tüter, genç oğlanlar çay taşır, meddahlar, hokkabazlar buraya doluşurlarmış. Günün olayları, dedikoduları hep fısıldayarak anlatılır, Lebi Havuz’un sihrini hiçbir gürültü bozmazmış.

Buhara’da en az iki güne ihtiyacınız olacak. Kentin eski merkezinde zamanı unutarak gezin. Yaklaşık 140 tarihi binanın birçoğunu görmeye çalışırken, bütününün atmosferini kaçırmayın. Ortaçağın en önemli din ve eğitim merkezi olan kent, zamanın en büyük beyinlerini buraya çekmişti. Onlar burada eğitildiler ve burada eğittiler. Buhara’da yılın her gününe bir cami düşerdi. Yüzün üzerinde medrese eğitim verirdi. Orta Asya’nın en yüksek yapısı ve sembollerinden olan Kalan Minare’nin gölgesindeki meydanda bulunan Miri Arab Medresesi, Sovyet döneminde kapatılmayan ve günümüzde halen eğitimini sürdüren tek medrese. 12. yüzyıla ait 45 metre yüksekliğinde, üzerinde farklı kiremitlerin kullanıldığı minare, 13 kuşaktan oluşuyor ve Arapça’da “nar” yani ateş yanan yer anlamına geliyor. Çöl sıcağı yerine geceleri tercih eden kervanlar minarelerin tepesinde yanan ateşi gördüklerinde şehre yaklaştıklarını anlarlarmış.

 
Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın.
Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
 

Bu sayfalardaki açıklamalar Bankamız kriterleri dikkate alınarak sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, beklentilerinize ve tercihlerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu itibarla, anılan açıklamalarla ilgili herhangi bir garantimiz ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Kredi kartı ve MaxiMil ile alınan uçak biletlerinde, biletleme hizmetleri Entaş Turizm A.Ş. tarafından verilmektedir.