Skip Navigation LinksSeyahat Rehberi > Valizimden Dökülenler > Reyan Tuvi > Seyşeller
 
  Skip Navigation LinksSeyşeller

Seyşeller
Cennete bir bilet lütfen!

Mahé Adası’nın müstakil evlerinin yanından geçerken, Sir Selwyn Selwyn- Clarke Çarşısı’nda tanıştığım Manuela’nın söylediklerini hatırladım; ‘’Evlerimiz, hiçbir zaman palmiye ağaçlarından yüksek inşa edilmez. Biz, gökyüzünü onlara teslim ettik’’. Afrika’nın doğu kıyısından bin küsur km uzaklıkta, Seyşeller’in Hint Okyanusu’na dağılmış 115 adasından biri olan Mahe’de, yakıcı güneşe direnmek için dev yapraklarıyla birbirine uzanmış palmiyelere, gökyüzüne doğru başımı kaldırıyorum. Seyşeller, doğanın cenneti hayal ederken en cömert davrandığı ve şımarttığı yerlerden olmalı.

Ama asıl cennet gökyüzünde değil yeryüzünde. Ardından yemyeşil tepelerin yükseldiği, beyaz bir kurdele gibi kıvrılan, turkuaz sularla çevrili kumsalları, granit ve mercan adaları, zümrüt yeşili lagünleri, yere düşüp filizlenen hindistancevizleri, telaşlı yengeçleri, tropikal meyveleri ve çiçekleriyle adeta Hint Okyanusu’nun cennet bahçesi olan Seyşeller’de geçirdiğim birkaç günün sonunda kaliteli seyahat broşürlerindeki bu egzotik sığınak görüntülerinin gerçeğiyle rekabet edemeyeceğini anlıyorum. Üstelik etrafta kitle turizminden eser yok... Filmlere, kliplere ve fotoğraf çekimlerine sahne olan bu tropikal takımadalar, insanın hayal etmekte zorlanacağı cam gibi bir denizi, mavi ve yeşilin en baştan çıkarıcı tonlarını ve gerçek kaçışı vaad ediyor. Adalardan hangi birine gitmeli? Mahé, Praslin ya da La Digue? Mümkünse üçü de... Çünkü eksiksiz bir Seyşeller deneyimi için, granit kayaların çevrelediği kumsallarda yüzmek, tropikal yağmurların serinlettiği bir sabaha uyanmak, Hint Okyanusu kıyısında yıldızların altında uyumak, kendinize özel kumsallar bulmak, Unesco Dünya Mirası Listesi’ndeki Vallee de Mai’in palmiye ormanını ve hindistancevizlerini görmek, Kreol kültürünü ve mimarisini tanımak, halkıyla dansetmek gerekiyor.

1940’larda bu adalara gelen gezgin yazar J.A. Mockford, ‘’Seyşeller’de aşk, iklim gibi sıcaktır’’ diye yazmış. Böylesine rüya gibi bir coğrafya, Şeyşelleri balayı için hayal edilen bir destinasyon yapıyor. Birkaç adada, konforlu bir Robinson Crusoe fantezisi yaşamak isteyen, adayı kapatmış resort’lar var. Hindistancevizleriyle karşılanıyorsunuz, tropikal çiçekler boynunuza dolanıyor, her birinin önünde özel kumsalı olan villaların jakuzileri köpükle doldurulup Kamboçya çiçekleriyle süsleniyor, cibinlikli yataklara palmiye yapraklarıyla hoşgeldiniz mesajları yazılıyor. En görmüş geçirmiş turistin bile burun kıvıramayacağı bir karşılama bu.

Kuşkusuz Seyşeller’de lüks bir otelde şampanya patlatmaktan başka yaşanacak keyifler de var. Eko- turizmiyle ün yapmış bu adalarda, doğal ortamlarında kuş gözlemek, dev kaplumbağaları izlemek, cangılda trekking yapmak ve sualtını keşfetmek mümkün. Küresel ısınma ve atıklar nedeniyle Seyşeller’deki mercan kayalıkları da, bütün dünyadakiler gibi, olumsuz etkilenmiş olsa da ucu bucağı olmayan bu okyanus etkileyici görüntülere sahip.

Sokaklarında tek bir trafik lambası olan, dünyanın en küçük başkenti Victoria’nın bulunduğu Mahe Adası’ndan kalkan, kapısız pilot kabinli küçük uçak adeta bir dolmuş gibi. Adalar arası ulaşım teknelerle olduğu kadar bu uçaklarla da sağlanıyor. Adalardaki uçak pistleri, okyanusla başlıyor, okyanusla sona eriyor. Gökyüzünden Seyşel Adaları’nı seyretmeden, okyanusun ortasındaki bir adanın yalnızlığını anlamak kolay değil. Bazı adalarda hiç yerleşim yok, bazılarındaysa küçük topluluklar yaşamlarını sürdürüyorlar.

80 bin nüfuslu Seyşeller’in yüzde 90’ı en büyük ada Mahe’de, yüzde 10’u ise Praslin ve La Digue’de yaşıyor. Tarım ve balıkçılık bir yana en çok kazandıran turizm. Hayat pahalı. Nedeni Hint Okyanusu’nun açıklarındaki bu coğrafyanın getirdiği yalnızlık. Yiyecekten giyeceğe, ihtiyaçların yüzde 90’ı ithal ediliyor. Papaya, mango, avokado gibi tropikal meyveler yetiştirilip tütün ekilse de, portakal, elma gibi birçok meyve ve sebzede dışarıya bağımlı. Halk, yüzde 80 rutubetin ve adalı olmanın getirdiği ağır çekim bir ritme sahip, sakin, sıcak, güleryüzlü insanlar. Suç oranı yok denecek kadar az. Adalarda turistler talep etmediği için değil, halk da pek düşkün olmadığından canlı bir gece hayatı yok. Hindistancevizi ve köri ağırlıklı Kreol mutfağı, otellerde zengin mönülerle sunulurken evlerde balık ve pilavla sınırlı.

Atalarının, yaklaşık iki asır boyunca kolonisi oldukları Fransız ve İngilizler’in Afrika’dan adalara getirdiği köleler olduğunu söylemeye çekinmiyorlar. Halkın Afrikalı genleri ağır bassa da, Fransız, Hintli, Çinli ve Arap kanı farklı ten ve saç renklerinde kendini gösteriyor. Trafik soldan, İngilizler’in beş çayı hâlâ yaygın bir alışkanlık. Fransız etkisinin her geçen gün zayıflamasının nedeni, halkın bu kültürü fazla elit bulması. Biraz da bu yüzden Seyşeller’in resmi dilleri olan İngilizce, Fransızca ve Kreol içinde en az Fransızca tercih ediliyor. Buna karşılık, halkın evde ve kendi arasında konuştuğu Kreol, 17. yüzyıl Fransızcası’nın, Afrika dilleri ve Madagaskar etkisiyle değişim göstermiş hali. Resmi dairelerde ve okulda İngilizce kullanılıyor. Eskiden bu adalarda hiçkimse yaşamadığından, bugünkü halk kendini yerliden çok Kreol olarak tanımlıyor.

Eğer gerçek anlamda pastoral bir ada arıyorsanız, tropikal bitki örtüsü, dağları ve ellinin üzerindeki kumsalıyla Mahe, Seyşeller’deki ilk durağınız olsun. Dünyanın en küçük başkenti Victoria’nın yer aldığı, granit adalardan biri olan Mahe, 115 adanın en büyüğü ve en gelişmişi. Buna rağmen kıyıları boyunca, ulaşması zor olmayan doğal güzellikler var. Mahe’nin doğu kıyısından tekneyle 20 dakika mesafede, Saint Anne Milli Parkı’ndaki Moyenne Adası, park alanı içindeki altı ada arasında en ilginç olanı. Ada, kırk yıldır burada yaşayan ve adayı kendi özel cennetine dönüştürmüş olan 80’lerindeki İngiliz Brendon Grimshaw’a ait. Bu modern zamanların Robinson Crusoe’sunun deneyimlerini merak ediyorsanız, onunla sohbet edebilirsiniz. Adaya yapılan günübirlik turlara, altı cam bir tekneyle ulaşım, muhteşem manzaralı restoranda yemek ve şnorkel malzemesi dahil. Mahe’nin dağlık bölgelerini de ihmal etmemekte yarar var. Kıyılardaki mangrov ormanlarından Seyşeller’in en yüksek tepesi Morne Seychellois’a (905 m.) birçok farklı habitatı barındıran Morne Seychellois Milli Parkı’nda rehber eşliğinde yapılan yürüyüşlerde adanın bambaşka bir yüzü ortaya çıkıyor.

Mahe’nin, diğer adalardan farkı, başkentin merkezindeki yaşam. Örnekleri azalmış olsa da, tipik Kreol mimarisindeki binaları, meyve, balık, sebze ve tropik meyvelerin satıldığı canlı çarşısı (Market Street), tek sineması, kilisesi (Church Street), şirin dükkanları, bir iki kafe ve restoranıyla, adalıların günlük yaşamını gözlemleyebileceğiniz ve onlarla tanışabileceğiniz, sevimli, küçük bir kent. Victoria merkezde, Botanik Bahçeleri, Milli Tarih Müzesi, özellikle sabahları canlı olan Sir Selwyn Selwyn- Clarke Çarşısı ve Doğa Tarihi Müzesi gezilebilir.

Mahe Adası sadece 27 km uzunluğunda. En şık konaklama seçenekleri arasında, muhteşem bir konuma sahip Le Meridien Fisherman’s Cove (www.lemeridienfishermanscove.com) ve daha uygun fiyatlı Le Meridien Barbarons (www.lemeridien-barbarons.com) var. Beau Vallon Plajı’nın en güneyindeki Fisherman’s Cove’un, okyanus ve tropikal bahçe manzaralı, modern ya da Kreol tarzda geniş odaları, açık büfesinde deniz mahsülleri ve yöresel tadlar bulabileceğiniz bir restoranı var. Seyşeller’deki bazı ıssız adalarda, tek başına geniş bir alana yayılmış, lüks oteller bulunuyor. Mercan kayalıkları, lagünleri, bembeyaz kumsalları ve tropik bitki örtüsüyle, bu adalardaki resortlar arasında ikisi oldukça popüler. Victoria’daki özel iskelesinden tekneye binince 20 dakika içinde Sainte Anne Adası’ndaki Sainte Anne Resort & Spa’dasınız (www.beachcomber-hotels.com). Otelin tek katlı lüks villalarının, yemyeşil ve tropikal çiçeklerle dolu bir bahçeyi ve kumsalı gören Kreol tarzda döşenmiş verandaları var. Banyosu odaya özel küçük bir bahçeye ve yıldızların altında serinleyeceğiniz bir duşa açılıyor. Otelin restoranları ve spası meşhur. Mahe’den bir saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşılan Alphonse Island Resort’da ise gerçek anlamda okyanusun ve hiçliğin ortasındasınız. Victoria’nın turistlerin ve adalıların biraraya geldiği en canlı mekanı Pirates Arms geceleri de klasik bir buluşma yeri. Kreol mutfağında Marie Antoinette, sıradışı pizzalar yapan Sam’s Pizzeria, açık büfesine turistlerin akın ettiği Boat House, leziz kupları olan Le Rendez- Vous, iyi kahve bulabileceğiniz News Cafe, kentin popüler mekanları.

İkonlaşmış ve kartpostallaşmış bir tropikal cennet manzarası varsa, bu büyük ihtimal La Digue Adası’na aittir. Zümrüt yeşili deniz, şeker beyazı kumsallar ve denizin şekillendirdiği dev granit kayalıklar... Bilenler bu manzaranın hemen adanın batı kıyısındaki, fotojenik Anse Source D’Argent plajında çekildiğini söyleyeceklerdir. Dünyaca ünlü bu plajın vakti akşamüstü; böylece hem kalabalığı atlatır hem de en güzel ışıkta, seyretmekten yorulmayacağınız granit kayalıklara, cangıllarla kaplı tepelere karşı yüzebilirsiniz. Palmiye yapraklarından şapka yapıp satan adalılar da burada.

Ulaşımın bisiklet ve öküz arabasıyla sağlandığı, 2 bin nüfuslu La Digue, huzurlu ritmi, çoğu asfaltlanmamış yolları, patikaları, geleneksel yaşamı ve mimarisiyle, zamanın durduğu izlenimini veriyor. Büyük adalar arasında en az gelişmişi olsa da, keşfedilmemiş olduğunu söylemek zor. Yine de Mahé ve Praslin’i etkileyen turizm, burada adanın gelenekselliğini bozmamış. Ada, yan gelip yatılacak, keyfi çıkarılacak bir yer. Kendinizi dinleyeceğiniz kumsallar bulmak zor değil. Yine de bisikletlerle La Digue’i keşfetmelisiniz. Anse Source D’Argent plajına giden yol üzerinde geleneksel yöntemlerle hindistancevizi yağı elde edilen çiftlik L’Union Estate var. Yine bu bölgede, eskiden bir Arap ailesine ait olan, bir dönem Cumhurbaşkanı’nın kaldığı, Tony Blair’in misafir edildiği ve ‘’Goodbye Emanuelle’’ filminin çekildiği bir ev, Müslümanlar’la Hıristiyanlar’ın birlikte gömüldüğü bir mezarlık ve büyük kaplumbağalara ayrılmış bir alan var.

La Digue’e ve buradan da diğer adalara tekne ya da helikopterle ulaşım oldukça kolay. Adanın en iyi oteli La Digue Island Lodge’un (www.ladigue.sc), plajı, bahçesi, ücretsiz tekne turları ve dalış merkezi var. Daha ekonomik Chateau St. Cloud (www.seychelles.net/stcloud), adadaki tek dağın eteklerinde, bahçesi ve havuzuyla, sevimli bir mekan. Calou Guest House’ta (www.calou-seychelles.com ) kayalıkların arasında bungalovlarda kalabilirsiniz. Salata, sandviç, makarna ve Kreol tarzı balık Chez Marston’da.



Eğer Mahé’nin dinamikliğiyle La Digue’in sevimli uyuşukluğu arasında bir yer arıyorsanız, Seyşeller’in ikinci büyük adası Praslin’e de vakit ayırmanız gerekiyor demektir. Praslin’in baştan çıkarıcı yanları az değil; stilli konaklamalar, denizden yeni çıkmış mahsüllerin servis edildiği restoranlar, heyecan verici cangıllar, akvaryum kıvamında sular, palmiyelerle çevrelenmiş ipeğimsi kumsallar ve telaşın anlamsızlaştığı bir ritim...

Adanın haklı ünü, Seyşeller’in ve birçoklarına göre dünyanın en güzel plajlarından biri olan, olağanüstü bir kuma, baştan çıkarıcı mavilikte bir lagüne ve granit kayalara sahip Anse Lazio’nun yanısıra ülkenin en çok turist çeken ve UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde bulunan Valee de Mai’den geliyor. Praslin’in ‘‘Palmiyeler Adası’’ anlamına gelen orijinal ismi, Praslin Milli Parkı’nın kalbinde yer alan doğal alan Valee De Mai ile daha da anlam kazanıyor. Biri üç saat süren, beş yürüyüş parkurunun bulunduğu bu bakir ve alabildiğine vahşi vadinin en büyük özelliği, Praslin’e özgü olan ve doğal olarak sadece Seyşeller’de yetişen, yaşları 200- 400 yıl arasındaki Coco de Mer palmiyelerinden (denizde yetişen hindistancevizi) burada binlercesinin görülebilmesi. Daha ilk karşılaşmanızda, dünyada sadece iki yerde görülebilen bu hindistancevizlerini garipbulmanız muhtemeldir. Diğeri Curieuse Adası yakınında. İsmi kafa karıştırıcı; Aslında Araplar Seyşeller’i sığınak olarak kullanırken, ormanda bu garip şekilli hindistancevizinin yetiştiği palmiyelere rastlıyor ancak yerlerini belli etmemek için kimseye anlatmıyorlar. Bir gün, Seyşeller’den çok uzaklarda, aylarca denizde yol alan denizciler, denize sürüklenmiş bu hindistancevizine rastlayınca, böylece bir deniz palmiyesi olduğu efsanesi yayılıyor.

Dişi ve erkek olarak iki ayrı palmiye yetişiyor. Sadece dişi ağaçlarda, yuvarlak hatlı hindistancevizlerinden var, dünyanın en büyük tohumuna sahipler ve ağırlıkları 20 kiloyu geçebiliyor. Erkek ağaçlar meyve vermiyor ancak bir metreyi geçebilen çiçek saplarıyla, dişilerden aşağı kalır yanları da pek yok. Buradan bir Coco de Mer götürmek için, çıkış izni almanın yanısıra 300 doları da gözden çıkarmak gerekiyor. Valee de Mai, gökyüzüne yükselen palmiye ağaçlarının arasından süzülen ışıkla akıllar durdurucu bir güzelliğe sahip. Buraya özgü bir tür olan siyah papağanı görmeniz oldukça zor olsa da, sesini mutlaka duyacaksınız.

Verdiği servise ve sunduğu imkanlara göre, iki havuzu, iki restoranı, bir barı ve Anse Lazio plajına servisi olan, ıssız bir kumsala hakim Coco De Mer Hotel (www.cocodemer.com), hem konfor hem de uygun fiyat arayanların listesinde olmalı. Aynı şirkete ait Black Parrot Suites’in odalarında, kendinizi okyanustaki bir geminin güvertesinde hissedeceksiniz. Daha ekonomik bir seçenek için, Pazar günü harika bir açık büfesi olan, samimi Laurier Guest House’u (www.laurier-seychelles.com) deneyin. Anse Lazio plajında yüzdükten ve şnorkel yaptıktan sonra, deniz mahsülleriyle ünlü, turistik olmasının getirdiği dezavantajlarını da göz önünde bulundurarak değerlendirmeniz gereken Bonbon Plume’de mola verin. Kreol yemekleri için Café Oganibar ya da Tante Mimi’ye uğrayın.

 

 

 
Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın.
Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
 

Bu sayfalardaki açıklamalar Bankamız kriterleri dikkate alınarak sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, beklentilerinize ve tercihlerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu itibarla, anılan açıklamalarla ilgili herhangi bir garantimiz ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Kredi kartı ve MaxiMil ile alınan uçak biletlerinde, biletleme hizmetleri Entaş Turizm A.Ş. tarafından verilmektedir.