Çılgın kalabalıktan uzakta, Ege’de kış rotaları
Telefonun diğer ucundaki arkadaşımın belli ki kafasını kurcalayan bir şey vardı, hemen konuya girdi; “Patronum kafa dinlemek istiyor, uçağa binebilir, araba kiralayıp gezebilir, sadece dört günü var”. Ardından ekledi, “üstelik aylardan Mart...”. Seyahat yazarı olarak en zorlandığım şey, kışın bir yer tavsiye etmek olmuştur. Gidilecek yerde üşünür mü, sürünülür mü? Hava yağmurlu mudur ya da trekking rotaları çamurlu mu? Oysa ben yolculuklarım sırasında bu önyargımı yenmiş, kışın da Türkiye’de çok güzel seyahatler yapılabileceğini kabul etmiştim.
Birçokları çılgın kalabalıktan uzakta bir yer arar. Kış mevsimi bunu bulmak için iyi bir zamandır. Doğa ve yerli halk tüm sadeliğiyle ve gerçekliğiyle kendini gösterir. Kasabalar, köyler ve hatta normalde turist akınına uğrayan yerler bile daha rahat nefes alıyor gibidir. En naif halleriyle karşınıza çıkarlar; karşılaşmalar, sohbetler daha samimidir. Kokular, renkler karışmamıştır. Gölcük’te donmuş gölün sessizliği ağır basar. Birgi’de kadınlar patatesleri sokağa yaymış, çene yarıştırıyorlardır. Tire çarşısında kışa rağmen yemeni oyalarındaki renkler alabildiğine canlıdır. Yağmurdan sonra Bafa Gölü kıyısındaki Herakleia’nın toprağı kokar. Yeşilyurt’ta pansiyonların şöminelerinden odun çıtırtısı yayılır...
Bir Egeli olarak, özellikle iklimi bana şerbet gibi gelen bu bölgeden önerilerim olabilir.
İzmir’e 140 km mesafede Gölcük var. Ege’de göl ve ormana birlikte pek sık rastlanmaz. Yazın adeta bir yayla gibi serin olan bu popüler dinlenme yerleşimi, Karaçam ormanlarıyla kaplı bir yaylanın ortasındaki krater gölünün kıyısındadır. Gölcük kışın karla kaplıdır, göl bazen donar. Yazınsa etrafında kır evleri ve villalar bulunan gölde yüzmek mümkündür. Göl manzaralı evlerin sahipleri daha çok İzmir, Salihli, İstanbul ve hatta Avrupa ve Amerika’dandır. 1050 metre yükseklikteki gölde sazan ve yayın balığının yanısıra kerevit de yaşar. Günübirlik de gidilse, restoranlarında farklı tadlar için bir mola verilebilir. Burası oğlak etinden yapılan güveç ve sarımsak soslu yayın tavasının yanısıra Ödemiş köftesi ve bölgede yapılan sucuklarla da ünlü. Konaklamak isteyenler içinse göl etrafında otel, pansiyon ve kamping alanları var.
Gölcük’e gelmişken Ege bölgesinin karakterini yitirmemiş kasabalarından Birgi’ye de uğranabilir. Küçük Menderes Nehri’nin suladığı geniş bir ovanın kenarında, Bozdağ’ın ormanlarla kaplı eteklerindeki Birgi, arkeolojik ve kentsel SİT alanı. Vakit azsa en görülmeye değer yapılar, Çakırağa Konağı ve Ulu Cami. Biri İstanbullu diğeri İzmirli, iki karısının memleket özlemini gidermek için Çakır Ağa’nın konağın İstanbul ve İzmir odalarının duvarlarına yaptırdığı resimler ve Ulu Cami’nin kündekari yöntemiyle yapılan minberinin kapıları kaçırılmamalı. Birgi’nin en eski sokakları Ulu Cami’nin hemen arkasında.
İzmir'in en yüksek dağı, 2159 metrelik zirvesiyle Bozdağ bu bölgede. Küçük kırmızı elmalarıyla ünlü Elmabağ’ı geçip Bozdağ ilçesine ulaştıktan sonra, ünlü güveç ve katmerini Bozdağ Belediye Fırını’nda tadabilirsiniz. Buradan 8.5 km’lik, 20- 25 dakika süren bir yol tek bir tesisin bulunduğu Bozdağ Kayak Merkezi’ne ulaşır.
Birgi gibi, İzmir’e 80 km mesafedeki Tire de kimliğini koruyabilmiş bir kasaba. Tire’nin hoşlukları çok ama ilk sıralarda yemekleri geliyor aklıma. Tire halkının bir kısmı Girit göçmeni. Bu nedenle de Ege’nin ot dolu mutfağı burada hemen öne çıkıyor. Dağlardan toplanan otlar Tire’nin muzip satıcıları ve canlılığıyla ünlü Salı pazarında satılıyor. Ayrıca urgancı, nalıncı, yorgancı ve keçeci gibi nesli tükenmekte olan zanaatler burada birarada. Tire’nin tadlarına devam edecek olursak; tuzla yoğrulan ve katıksız kıymadan yapılan, domatesli, tereyağlı Tire köftesiyle tatlı olarak lor peynirinin üzerine karadut reçeli ya da Tire’nin ünlü seyyar Şambalici’sini unutmamak gerek. Geleneksel Tire köftesini Portakal Pazarı Meydanlığı’ndaki herhangi bir lokantada yemek mümkün.
Bir zamanların Osmanlı darphanesi Tire’de dolaşırken görmeye değer bazı eserler var; Ulu Cami, Yeni Cami, Tahtakale Cami ve Külliyesi, Yeşil İmaret Zaviyesi, Kurt ve Doğancıyan Zaviyesi, Yoğurtluzade Külliyesi, Aydınoğulları’nın ve Osmanlılar’ın padişah hocası İbni Melek adına yaptırılan açık türbe, içinde beylikler dönemine kadar uzanan farklı dönemlerden, 2400 civarında taş baskısı ve yazma eserin bulunduğu Necip Paşa Kütüphanesi, küçük de olsa Tire Müzesi ve Ali Efe Hanı... Ayrıca Tire ovasının manzarası ve doğa yürüyüşleri için Kaplan Yaylası’na çıkmak gerek. Yemek için Kaplan Dağ Restaurant (0232 512 66 52) ve konaklama için geçmişte burada yaşamış olan Levantenlerin izlerini taşıyan Gülcüoğulları Konakları (www.gulcuoglukonaklari.com), Tire’yi gezeceklerin listesinde bulunmalı.
Karambol izlemeden Tire’den dönmeyin. Tire’nin tek açık hava Karambol sahası Alaybey Parkı’nda, bugün hala İspanya’dan gelen musevilerin beraberlerinde getirdiği bilardo benzeri bir teknikle oynanan bu geleneksel oyun oynanıyor. Çoğu emekli olan oyuncuların arasına karışıp oyunu çözmeye çalışmak Tire’nin sakin ama karakterleriyle renkli sosyal yaşamına adım atmak demek.
İzmir’e 160 km mesafedeki Bafa Gölü’nün civarı, kış da olsa yürüyüş yapmayı sevenleri günlerce oyalayacak malzemeyle dolu. Sükunet içinde, bir iki günde rehabilite olmayı isteyenleri de bu bölge memnun edebilir. Gölün kıyısındaki Kapıkırı’ya (Herakleia) gelmeden önce göl kenarında kefal yemek bir gelenektir, unutmayın. Kapıkırı özellikle kışın büyülü bir yer. Coğrafya burada her an uyanık olmanızı gerektiriyor çünkü değişen hava şartlarıyla görüntüler de farklılaşıyor. Buradaki volkanik kayalar adeta gökten taş yağmış izlenimi veriyor. Bu garip kayaların kapladığı Beşparmak Dağları’nın altındaki bu mütevazı ve huzurlu köy, Bafa Gölü’ne doğru uzanıyor. Hayvanları ve ekili tarlalarıyla burası herhangi bir köy gibi dursa da, aslında zamanında dağlarda daha gizemli hayatlar yaşanmış. Mağara insanlarının ve yükseklerdeki çilehanelerde inzivaya çekilen keşişlerin bıraktığı izleri görmek için pansiyonların çoğu trekking turları düzenliyor. Agora Pansiyon (0252 543 54 45) güzel bahçesi ve konforu için tercih ediliyor. Canayakın bir aile işletmesi olan Selene’s Pansiyon’un (0252 543 52 21) özelliği ise trekking konusunda deneyimli iki kardeşin yeri olması. Pansiyonların çoğunda kahvaltı leziz; bahçelerden toplanan ürünlerle yapılan reçeller, ev yapımı tereyağ ve peynir verilir.
Herakleia bazı kış günleri ürpertici olabilir. Fırtına çıkar, şimşek çakar, Athena Tapınağı, Bizans Kalesi ve göldeki adacıkların üzerindeki kalıntılar aydınlanır. Yazın asla göremeyeceğiniz görüntülerdir bunlar. Doğanın en saf halini bulmak mümkündür kışın. Ve sabah ıslak toprağın kokusuyla uyanmak için bir fırsattır.
İzmir’den Ayvalık sahil yolundan, Ayvalık ve Edremit üzerinden varılan Kazdağı Milli Parkı son yıllarda her mevsim tercih edilen, hem doğası hem de civarındaki korunmuş köyleriyle ilgi çeken bir bölge oldu. İsteyenler organik ürünlerin ve sağlıklı yemeklerin sunulduğu otellerde dinleniyor isteyenlerse farklı trekking rotalarıyla civarı geziyor. Bu civarda, Altınoluk’tan Çanakkale yönüne doğru giderken, Assos sapağını 1 km geçtikten sonra, sağa ayrılan yol, Ege’nin en güzel yaşayan köylerinden biri olan Yeşilyurt’a varır. Burada restore edilen eski Rum evlerinin yanısıra konumlarıyla dikkat çeken birçok butik otel var. Buna rağmen köydeki yaşam değişimden bağımsız devam ediyor sanki. Evlerde, dükkanlarda, meydandaki köy camisinde yaşam var, çocuklar sokaklarda oynuyorlar... Müdavimleri olan Çetmihan (www.cetmihan.com) on küsur yıldır burada. Çetmihan gibi şömineli odaları olan bir başka konaklama mekanı ise lüks bir dağ evi tarzında tasarlanmış, güzel manzaralı Manici Kasrı (www.manicikasri.com). Antik Assos kenti buradan arabayla sadece 25 dakika mesafede. Günbatarken, kış güneşini Athena Tapınağı’ndan selamlayabilirsiniz...
