|
| |
| |
Varanasi |
|
 |
Ganj’ın kutsal sularında yaşam ile ölüm arasında bir yolculuk
Yeşil gözlerinin derinliklerinden bana bakıp, “Ganj Nehri’nin geçmediği toprak; güneşsiz gökyüzü, ışıksız ev ya da öğrencisiz guru gibidir” demişti, Varanasi’de tanıştığım Babaci adlı bilge. Babaci, yedi yaşında yetim kalınca, aşram olarak bilinen tekkelerden birinde ona hayatı öğretecek olan gurusuyla tanışır. Gurusu ölünce de beş parasız yollara düşer, geçmişiyle ve dünyevi zevklerle bağlarını tamamıyla koparır. Bugün ne yaşını biliyor ne de bunu öğrenebileceği bir kimliği var. O çilekeş bir mistik, asi bir filozof, ruhani bir maceraperest, bir Sadu...

Hindistan’da Sadular’ın tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olduğuna inanılır ve toplumda büyük saygı görürler. Hayatını bir Sadu olarak sürdürmek isteyen kişi tek bir amaç için yaşar: Görünenin ardındaki gerçeği anlayabilmek... Aydınlanmaya ulaşmanın yolu kolay değildir. Geçmiş yaşamıyla ilgili tüm köprüleri yıkar, aile bağlarını koparır ve cinsel ilişkiye girmez. Hiçbir şeyin sahibi değildir; bir parça kumaşla örtünür, günde bir kez yer. Sadu olmak, sembolik bir ölüm ve yeniden doğuş demektir. Bu yola giren kişi, anne, baba ve öğretmeni saydığı gurusunu izler. Guru, karanlığı kovarak onun bu dünyayı saran yanılsama perdesini aşmasına yardımcı olacaktır.

Varanasi kentinin uğultusu içinde, birçok Sadu gibi Babaci de bütün gününü ruhani gücünü artırmak ve mistik bilgiye ulaşmak için meditasyon yaparak geçiriyordu. Ganj Nehri’nin kenarında rastladım ona. Birkaç gün boyunca sohbet ettik. Ben giderken bileğine dolanmış inci kolyeyi çıkarıp boynuma astı. Dönünce fotoğraflarını gönderdim. Birkaç ay sonra ondan bir mektup geldi, “şaşırdım” diye yazıyordu, “beni hatırlayabileceğini hiç tahmin etmemiştim, turistlerin çoğu gelir, gider ve unutur. Bana iyi bir ders verdin”. Halbuki asıl ders alan bendim.

Reenkarnasyona inanan Hindular’ın gözünde, her insan yeryüzünde bir gezgin ya da hacıdır. Bütün bir yaşam, aslında ruhani aydınlanma peşinde bir yolculuktur. Ve onların arzusu, bu yolculuğun cennetten inen nehir Ganj’ın veya Hindu dilindeki ismiyle Ganga’nın yolu üzerindeki en kutsal kent olan Varanasi’de sona ermesidir.

Hindistan’da 2 bin 500 kilometre boyunca yol alan Ganj Nehri üzerindeki Varanasi, tanrıların her köşede belirdiği, ilahi ışığın kentidir. Varanasi’de Hindu felsefesinin en bozulmamış ritüelleri yaşanır. Binlerce yıldır olduğu gibi, öğrenciler hala gurularını dinler…

Varanasi deyince akla ilk gelen ölümdür. “Seyahat yazısının konusu bu kadar iç karartıcı olur mu?” demeyin. Ölüme ait ritüellerden söz etmeden Varanasi’yi ve Hintliler’in inanışlarını anlatabilmek imkansızdır. Hindistan yolculuğunuzu anlamlı kılacak noktalardan biri de, bu halkın ölümü nasıl böylesine yalın ve doğal bir şekilde kabullendiğini görmek olacaktır...

Varanasi’de Ganj Nehri’nin kıyısında son nefesini veren o yaşlı kadını hatırlıyorum. Hindistan’ın uzak bir köşesinden gelmişti ve Varanasi’deki hastaneyi dolduran ya da yakınlarının evlerinde bekleyiş içinde olan diğer insanlarla aynı kaderi paylaşıyordu. Sona yaklaştığını hissedince, ölür ölmez dudaklarının Ganj suyuyla ıslatılmasını, üzerine kutsal suyun serpilmesini ve küllerinin yine bu kutsal nehre atılmasını dilemişti. Öyle de oldu... Ölüm onu Ganj kıyısında gezinirken yakaladı. Etrafına toplananlar “ne büyük şans!” dediler ve avuç avuç kutsal suyu dudaklarına sürdüler. Oğlu bir iki damla gözyaşı döktü, etrafındakiler “bu kadar yeter” dediler. Hindular için doğru yerde ölmek, doğru bir hayat sürdürmüş olmak kadar önemlidir. Bu kent ve bu nehir, iyi bir hayattan çok daha fazlasını vadeder. İyi bir ölümün sözünü verir ve bu sözü tutar…

Hindu felsefesi, zıtlıkların birarada varolması üzerine kurulmuştur. Hindular, hayatta mutlak bir iyi ve kötü olmadığına inanırlar. Bu felsefenin önemli bir parçasıdır Ganj. Ölümle olan bağlantısı bir yana, yaşam da en çok Ganj’ın kıyılarında hissedilir. Bir taraftan çamaşırlar, bedenler yıkanır, dişler fırçalanır, bir taraftan da ruhlar temizlenir. Bazı anneler yeni doğmuş bebeklerini ilk kez bu kutsal suda yıkamak isterler.

Ganj ve Varanasi’deki sayısız tapınak, her gün binlerce Hintliyi buraya çeker. ?Bu günlük ritüel, mevsime göre farklı anlamlar kazanır. Kış yaklaşırken, dolunaydan yedi gün önce, kadınlar evlerinde yeterli yiyecek olması için tanrılara dua ederler. Erkekler saçlarını kazıtarak tanrıların karşısında aslında ne denli önemsiz olduklarını ima ederler. Tüm bu hazırlık, Ganj’a ve sabah uyanan tanrılara en kusursuz şekilde sunuş yapabilmek içindir.

Her sabah, burada yaşayan ya da hacca gelen binlerce Hindu, nehir kıyısına sıralanmış tapınakların “ghat” olarak adlandırılan merdivenlerinden kutsal suya ulaşır. Güneş yaşam verendir ve ilk ışıkları değerlidir. Birçok kadın, erkek ve çocuk rengarenk yerel giysileriyle, omuz omuza yükselen güneşi selamlar.

Mutlu bir ölüm yolculuğunda en büyük yoldaş Ganj’ın sularıdır. Ölü beden, son bir kez Ganj’a batırılıp çıkarılır. Belki de birçoğu için bütün bir hayat, bu son an için yaşanmıştır. Başka her yerde korkulan ölüm, burada dört gözle beklenen bir misafirdir adeta. Sıradandır, doğaldır, inkar edilemez… Burada umutlar, ölmek içindir, iyileşmek için değil. Burada kimse ölüme ağlamaz, ölüler şarkılarla uğurlanır.. Ve herkes aynı sözleri tekrarlar: “Varanasi’de ölüm kurtuluştur”. Yaşlı ve hastaların son nefeslerini vermeye geldiği bu kentin sokaklarında aslında yaşam ölümü akla getirmeyecek kadar canlıdır.

Güneşi selamlayanlar...
Tapınak ve sarayların süslediği ghatlar Varanasi’deki ruhani atmosferin en çok hissedildiği yerlerdir. Bu nedenle ghatlar boyunca yürümeden ya da ghatlara bir de tekneden bakmadan Varanasi’nin ruhuna girebilmek imkansız. Varanasi’de “şehir turu”, ghatlar görülmezse fazlasıyla eksik kalır.

Ganj’ın batı kıyısındaki yıkanma merdivenleri nehre kadar ulaşır. Birçoğunda sadece yıkanılır ancak bazılarında herkesin içinde ölülerin yakıldığı da olur. Yedi kilometre boyunca nehir kıyısında uzanan ghatlarda her gün tam 60 bin kişi kutsal sulara batar çıkar. Bu bölgede aynı zamanda otuz büyük lağımın nehre akması ise hiçbir zaman Hintliler için bir çelişki olmamıştır.

Nehrin kıyısında yaklaşık 80 ghat bulunuyor. Ancak en önemli olanları Assi Ghat’tan Raj Ghat’a kadar uzananlar... Dasaswamedh Ghat’tan güneye Harishchandra Ghat’a kadar yapılacak bir tekne yolculuğu ve dönüşü Varanasi hakkında genel bir fikir edinmek için iyi bir rota. ?Muson yağmurları sırasında ve hemen ardından suyun seviyesi oldukça yüksek olsa da genelde yıl boyunca bütün ghatları yürüyerek gezmek mümkün. Ghatlar boyunca yapılacak bir yürüyüşte Hindistan’ın en renkli ve canlı görüntüleri yakalanabilir. Halk buraya sadece kutsal sularda yıkanmak için gelmez. Aynı zamanda bu ghatlarda çamaşır yıkayanlara, yoga yapanlara, kriket oynayanlara, masaj yaptıranlara, çiçek satanlara, bufalolarını yıkayanlara, dilencilere para vererek karmasını değiştirmek isteyenlere ya da sadece gezinenlere rastlamak da mümkündür.?

Ghatlara gelmek için en iyi zaman şafak vakti. Hacılar güneşin ilk ışıklarına karşı puja (saygı, dua) yapmak için buralara gelirler. Ayrıca günbatımında da Dasaswamedh Ghat’da puja, ateş ve danstan oluşan “ganga aarti” ritueli için toplanılır.

Assi Ghat, özellikle önemlidir. Çünkü Asi Nehri burada Ganj’la buluşur. Burası, hacıların pipal ağacı altındaki büyük lingamda (Hindu mabetlerinde Shiva’yı temsil eden sembol, taş) ibadet etmeden önce yıkandıkları yer. Buralarda kafeler, oteller ve dikkat çekici dükkanlar var. Buradan Dasaswamedh Ghat’a turist taşıyan tekneler bulmak mümkün. Tulsi Ghat, adını 16. yüzyılda yaşamış bir Hintli şairden alıyor. Ancak daha önemlisi bu ghatın, Kartika (Ekim/Kasım) aylarında Krishna’ya adanmış bir festivale sahne olması. Meer Ghat’tan bir Nepal tapınağına çıkılır. Bu tapınaktaki erotik heykeller birçok turistin ilgisini çeker. Varanasi'nin en canlı ve renkli ghatı Dasaswamedh Ghat’ta her akşam 19:00’da puja, ateş ve dans eşliğinde ganga aarti törenini için toplanılır.

Varanasi adeta dev bir ölü yakma alanıdır. Yakılmadan önce cenazeler, eski şehrin arka sokaklarında bambu sedyelerde, kumaşa sarmalanmış bir şekilde dolaştırılarak kutsal Ganj’a kadar taşınır ve nehir sularına daldırılıp çıkarılır. Beden çiçeklerle süslenir. Bir tanrıymışcasına onurlandırılır. Hindular, bu ödünç beden yakılmazsa ruhun yeryüzünden ayrılmayacağına inanırlar. Günün 24 saati bu kentten dumanlar yükselir ve küller Ganj’a savrulur.

Manikarnika Ghat en önemli yakma yeridir. Bir Hindu için burada yakılmak hayırlı bir sondur. Ölüler burada, toplumda dokunulmazlar kastına mensup kişiler olan “dom”lar tarafından hazırlanır. Ghatta büyük odun yığınları hazırdır. Fiyatı belirlemek için odunlar dev terazilerde tartılır. Her odun çeşidinin fiyatı farklıdır ve sandalağacı en pahalı olanıdır. Ölüyü yakmak için yetecek kadar odunu hesaplamak önemli bir iştir. Bir Brahman rahibi turistleri, yakma törenini seyredebilecekleri yere yönlendirir, fotoğraf çekmenin kesinlikle yasak olduğunu belirtir. Odun masrafına katkı olarak bağış da isteyebilir.

Manikarnika Ghat kadar önemli olmasa da, Harishchandra Ghat’ta da ölü yakılır. Daha küçük olmakla beraber Varanasi’nin en eski ghatlarındandır. Mansarowar Ghat adını Tibet’teki kutsal bir gölden alır. Someswar Ghat’ta hastalıklara şifa bulunacağına inanılır. Munshi Ghat mimarisiyle göze çarpar.

Varanasi, ziyaretçisini ölümün labirentlerinde dolaştırıyor gibi dursa da, aslında bütün karmaşası, uğultusu, renk ve canlılığı içinde başka bir şeyi vurguluyor: Yaşamı...

|
|
|
|
|
|