Skip Navigation LinksSeyahat Rehberi > Şehir Rehberi > Paris > Nereler Gezilir?
 
  Skip Navigation LinksNereler Gezilir?

Sen Nehri, Paris’i Sağ (kuzey) Yaka ve Sol (güney) Yaka olarak ikiye böler. İki yakada da gezilecek yerler olmakla beraber nehir ortasında bulunan Île de la Cité ve St-Louis Adaları da keşfetmeye değerdir. Gelişmiş metro sistemi sayesinde Paris’te dolaşmak oldukça kolaydır. Şehir içi otobüsler de mümkün olabildiğince dakiktir. Şehir dışında bulunan bazı önemli noktalara ise RER adı verilen banliyö trenleri ile ulaşılabilir.

Arrondissements adı verilen sistem ile Paris’i anlamak aslında oldukça kolaydır. Halka anlamına gelen Arrondissement ile Paris bir yuvarlak gibi hayal edilmiş ve 20 halkaya ayrılmıştır. Gezinizi en iyi şekilde tamamlayabilmeniz için gazetecilerden "Paris Pratique par Arrondissement" adı verilen haritalardan edinin.

Île de la Cité

19. yüzyılın sonlarına dek şehrin önemli bir merkezi olan Île de la Cité, Sen Nehri’nin ortasında bir adadır. Sınırlarında çeşitli hükümdarların saraylarını ve önemli figürlerin evlerini barındırmıştır.

17. yüzyılda Baron Haussmann’ın yeni şehir planlaması tasarılarından dolayı ada tahribata uğramış ve eski günlerden günümüze Place Dauphine (bu bölgede özenli mimarisi ile ünlü kırmızı tuğlalı evler bulunur) ve Rue Chanoinesse (katedral toplarının saklandığı yerdir) kalmıştır.

Notre Dame

Kitlelerin, filmi de yapılan Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu adlı romanı ile tanıdığı Notre Dame Katedrali; Orta Çağ dönemi Fransasının romaneskten gotik tarza geçişinin bir temsilcisidir.

Notre Dame’ın süslü ve ihtişamlı görünüşü, o yıllarda pek çok kesimin dikkatini çekmiş ve bu zengin görüntünün bir din merkezine yakışmayacağını söyleyenler olmuştur. Yine de Notre Dame, hedeflediği şeyi başarmış, görenleri etkisi altında bırakmıştır.

İki yanındaki kuleleri, vitray camları, heykelleri, resimleri, mobilyaları ve çeşitli madalyonları ile dikkatleri çeken Notre Dame Katedrali, Paris’te mutlaka görmeniz gerekenler arasında yer alır. Uzun kuyruklar sizi yıldırmasın, bu ölümsüz katedralin her ayrıntısını inceleyerek Fransız gotik mimarisi hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Île Saint-Louis

Île Saint-Louis, Sen Nehri üzerindeki diğer bir adacıktır. Burası, adeta şehrin ortasında sessiz sakin ve kendi hâlinde bir vaha gibidir. Kafeleri, restoranları, dondurmacıları ile bu adaya mutlaka uğrayın. Barok stilinde inşa edilen St-Louis-en I’Île Kilisesi adanın dikkat çeken mimari eserlerindendir.

Avenue des Champs-Élysées

Parislilerin deyimiyle La plus belle avenue du monde yani dünyanın en güzel caddesini görmek isterseniz Champs-Élysées’ye yolunuz mutlaka düşmeli. Bir ucunda Place de la Concorde, diğer ucunda ise Place Charles de Gaulle (l’Étoile)’ün bulunduğu 2 km uzunluğunda ve kenarları kestane ağaçlarıyla kaplı lüks bir caddedir Champs-Élysées.

Sinemalar, kafeler, mağazalar, restoranlar, otomobil galerileri… Paris’in lüks hayatının içinden geçmek için Champs-Élysées’de bir yürüyüşe çıkın. Daha da detaylara inmek isterseniz, Fransızların yapmaya asla doyamadıkları gibi, siz de terası ya da caddeye bakan geniş camları olan bir kafede içkilerinizi yudumlayarak gelip geçenleri izleyin.

Place de la Concorde

Paris’in önemli meydanlarından biri olan Place de la Concorde, Champs-Élysées’nin doğu tarafında yer alır. Meydanda bulunan 23 m yüksekliğindeki dikilitaş, Fransa’ya Ramses’in Luxor’da bulunan tapınağından getirilmiş ve Mısır Valisi Muhammed Ali tarafından hediye edilmiştir.

Place de la Concorde, aynı zamanda çeşitli olaylara da sahne olmuş bir meydandır: Fransız İhtilali’nde burada pek çok kişi giyotin ile öldürülmüş, 1934 ayaklanmasında da kanlı olaylar gerçekleşmiştir.

Place Charles de Gaulle (l’Étoile)

Parislilerin hâlen l’Étoile (yıldız) ismi ile andıkları bu meydan, Champs-Élysées’nin batı ucunda bulunur. Meydanın en önemli özelliği yıldız biçiminde, çeşitli caddelerin birleşme noktasında oluşudur.

Meydanda bulunan Arc de Triomphe, I. Napoléon tarafından bir zafer anıtı olarak yaptırılmıştır. Üzerine Napoléon’un kazandığı zaferler ile generallerin isimlerinin yazılmış olduğu bu zafer takının tepe noktasına asansör ile çıkılabilir. Place Charles de Gaulle’de birleşen caddelerin geometrik şeklini yukarıdan görmek ve Champs-Élysées’yi izlemek için zafer takının üst noktasına çıkmalısınız.

Palais du Louvre

Sen Nehri’nin Sağ Yakası’nda bulunan Louvre, Orta Çağ’dan başlayıp 16. yüzyıla kadar süren bir yapım sürecinden geçmiş ve XIV. Louis’nin sarayı Versailles’a taşıyana kadarki dönemde saray olarak kullanılmıştır. 1793 yılında devrimciler burayı, halka açık bir müzeye dönüştürmüşlerdir.

60.600 metrekarelik bir alana yayılmış olan ve M.Ö. 6000’li yıllardan M.S. 19. yüzyıla kadarki dönemden neredeyse 35.000 esere ev sahipliği yapan müzede; pek çok heykel, resim, çizim gibi eserlerin yanı sıra Antik Mısır objelerini, Yakın Doğu parçalarını, Yunan ve İslam eserlerini ve Milo Venüsü, Mona Lisa gibi Avrupa sanat tarihinin pek çok önemli eserini görmek mümkündür.

Louvre Müzesi avlusunda bulunan ve müze girişlerinin yapıldığı modern tasarımlı cam Piramit; müzenin, tarihe tanıklık eden yönü ile tam bir tezat oluşturmaktadır. Bu tezat görünüm kimi sanatseverlerde bir hayranlık oluştururken kimilerine ise rahatsızlık vermektedir. Ne olursa olsun, cam piramide yansıyan Louvre’un kesik kesik görüntüsü sizi de büyüleyecektir.

Palais-Royal

Louvre’un kuzey kanadında yer alan Palais-Royal (orijinal ismi Palais-Cardinal’dir), Kardinal Richelieu’nün evi olarak 1639 yılında yapılmıştır. Bir kralın yaşayabileceği büyüklükte inşa edilen bu saray, geniş bahçeleriyle de dikkat çekmektedir.

Geçmişten günümüze pek çok önemli kimsenin ikamet ettiği saray, mimari açıdan da bazı inovasyonlara uğramıştır: 1986 yılında Daniel Buren tarafından sarayın dörtgen avlusuna siyah beyaz sütunlar yerleştirilmiştir. Bu sütunlar saray görüntüsü ile birleştiğinde muhteşem bir perspektif oluşturur. Kimi sütunlar oturma seviyesindedir ve Paris’i gezmekte olan pek çok kişi hem bu görüntünün tadını çıkarır hem de sütunlarda oturmanın keyfini surer.

Bir not: Avluda, aşağıda bir yerlere bakan bir kalabalık görürseniz şaşırmayın. Avlu zeminindeki bir çukurda, siyah beyaz sütunlardan bir tane daha bulunmaktadır. Bozuk parasını bu sütunun üzerine denk getirmeyi başaranların dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır.

Centre Georges Pompidou

Louvre Piramidi ve Eiffel Kulesi gibi Paris’in geçmişten izler taşıyan mimarisine ters düşen eserlerden biri de Centre Georges Pompidou’dur. 1971 yılında tasarım ödülü kazanmış olan bina, üzerinde taşıdığı renk kodları ile dikkatleri çeken bir petrol rafinerisi biçiminde; İtalyan mimar Renzo Piano, İngiliz mimar çift Richard ve Su Rogers, İngiliz mühendis Buro Happold ve İrlandalı mühendis Peter Rice tarafından tasarlanmıştır. Paris’i izlemek ve içinde dolaşırken farklı bir mimari tecrübe yaşamak için bu binaya mutlaka göz atmalısınız.

Paris Opéra (Opéra-Garnier)

Yapımına 1862 yılında başlanan ve 1875 yılında inşası tamamlanan Opéra Binası, dönemin neo-barok stilinin baş yapıtlarından biri olarak gösterilir. Mimarı, Charles Garnier’dir. 2200 kişilik kapasiteye sahip olan binanın altında Gaston Leroux’nun Operadaki Hayalet adlı kitabına ilham kaynağı olmuş göl bulunur.

Polonya’dan Amerika’ya kadar pek çok ülke mimarisine ilham vermiş olan bina; renkli mermer süslemelere, Yunan mitolojisinden tanrı ve tanrıçaların heykellerine, Mozart, Rossini, Beethoven, Spontini, Philippe Quinault, Meyerbeer, Fromental Halévy ve Daniel Auber gibi ünlü bestecilerin bronz büstlerine ev sahipliği yapmaktadır.

İç içe geçmiş koridorları, cumbaları, merdivenleri ile iç tasarımı; binaya gelenlerin birbirleri ile görüşüp konuşmaları için tasarlanmış bir sosyalleşme alanı gibidir. Barok süslemesinin bir temsilcisi olan iç tasarımda küçük melekçikler, periler, altın yapraklar bulunmaktadır. Marc Chagall tarafından resmedilen binanın tavanının ise operanın geri kalan kısmı ile uyum göstermediği düşünülmektedir.

Montmartre

Sağ Yaka’da bir tepe olan Montmartre, Sacré Cœur’ün beyaz kubbeli bazilikası ile dikkatleri çekmektedir. Sacré Cœur’ün terasına çıkarak muhteşem Paris manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Bölgede aynı zamanda daha eski olan ve Cizvit inancının temellerinin burada atılmış olduğuna inanılan Saint Pierre de Montmartre Kilisesi de bulunmaktadır.

Montmartre ve civarı, pek çok sanatçının atölyesine ev sahipliği yapmış olmakla da övünür. Salvador Dali, Monet, Modigliani, Picasso, Vincent van Gogh gibi isimler buralarda çalışmışlardır.

Montmartre’ın bir başka özelliği ise çeşitli butiklere, kafelere, pastanelere, kabare ve barlara ev sahipliği yapıyor olmasıdır. Montmartre’da gece hayatı hızlı akar, Place Pigalle adı verilen bölgede alternatif eğlence seçenekleri mevcuttur.

Bir not: Montmartre’ı keşfettikten sonra şehre dönüşünüzü yürüyerek yapmanızı tavsiye ederiz. Yılankavi ve dar sokaklardan geçerek bölgeyi ve çeşitli dükkânları keşfedin.

Place des Vosges

Parisliler tarafından şehrin en güzel meydanı olarak anılan ve şehrin en eski meydanı olarak bilinen Place des Vosges, IV. Henry tarafından 1605 ve 1612 yılları arasında yaptırılmıştır.

140 m x 140 m ebatlarındaki meydana bakan evlerin cepheleri, kırmızı tuğlaları ile ünlüdür ve evler birbirlerine olan simetrik benzerlikleri ile dikkat çekmektedir. Burada bulunan 6 numaralı evde bir zamanlar Victor Hugo yaşamıştır. Ev şu anda yazara ait el yazmaları ve çizimlerin sergilendiği bir müze olarak kullanılmaktadır.

Jardins du Luxemburg

17. yüzyılda Lüksemburg Sarayı ve günümüzde Fransız Senatosu olarak kullanılan binanın da içinde bulunduğu Jardins du Luxemburg (Lüksemburg Bahçeleri), Sol Yaka’da bulunur. Çimenlerle, rengârenk çiçeklerle, çakıl taşlarıyla ve ünlü kimselerin heykelleri ile süslü olan bu bahçede aynı zamanda elma ve kestane ağaçları da bulunmaktadır.

Bahçede bulunan sessiz köşeler, kitap okumak ya da gezinize sakin bir mola vermek için oldukça elverişlidir. Burada aynı zamanda sekizgen bir göl bulunur. Gölde çocuklar ya da çocuk kalanlar, yelkenlerini yüzdürmenin keyfine varırlar.

Bahçede bulunan bronzdan yapılmış heykellerle süslü çeşme Fontaine des Quatre-du-Parties-World de fıskiyeleri ile bahçe ziyaretçilerine unutulmaz bir görsel şölen yaşatır.

Eiffel Kulesi

Paris ile adeta özdeşleşmiş, Paris denildiğinde akla ilk gelen, zihinde ilk canlanan şeydir Eiffel Kulesi. 1889 yılında Dünya Fuarı’nda sergilenmek üzere mühendis Gustave Eiffel tarafından tasarlanan yapı o kadar çok ilgi gördü ki bunu herkese göstermek şarttı. 1930 yılına kadar dünyanın en yüksek binası olarak kalan Eiffel Kulesi, görüntüsüyle pek çok muhafazakâr Parisliyi rahatsız etse de turistlerin her zaman uğramadan geçmeyecekleri bir yer hâlini aldı.

Eiffel Kulesi, Sen Nehri kenarında Champ de Mars’ta bulunuyor. Kuleye çıkarken acaba kulenin hangi katına kadar çıksak diye hiç düşünmeden en üst kata kadar çıkmanızı tavsiye ederiz. Uzun kuyruklar sizi korkutmasın, asansörler oldukça büyük olduğundan sıra hızlı ilerlemektedir. Ayrıca Eiffel Kulesi’ne günün erken saatlerinde giderseniz böyle bir sorununuz da kalmayacaktır.

Kulenin en tepesine çıkın ve Paris’i yukarıdan izlemenin tadını çıkarın. Şehir planlaması, Sen Nehri, köprüler... hepsi ayaklarınızın altında olacak. Ve tabii ki Eiffel Kulesi’ni hem gece hem de gündüz görmeyi asla ihmal etmeyin ve mümkünse kuleye en az iki defa çıkın.

Grande Arche

Arc de Triomphe’un modern bir temsilcisinin yapılması için gerçekleştirilen bir yarışma sonucunda kazanan, Danimarkalı mimar Johann Otto von Spreckelsen (1929–1987)’in tasarımı olan Grande Arche olmuştu. Yapımına 1982 yılında başlanan bina, Fransız İhtilali’nin 200. yıldönümü kutlamalarına yetiştirilerek 1989 yılında tamamlandı.

Grande Arche içine bir Notre Dame Katedrali’ni alacak kadar büyüktür, iki ayağının arasındaki uzunluk ise bir Champs-Élysées’nin sığabileceği kadardır. Binanın iki ayağı devlet dairelerine ev sahipliği yapmaktadır. Çatı katında ise modern eserleri görebileceğiniz sergi alanları bulunur.

Bina çatısına çıkarak şehir manzarasını izleyebileceğiniz gibi “Axe historique” boyunca da Grande Arche görüntüsünün tadını çıkarabilirsiniz.

Musée d’Orsay

Sen Nehri’nin sol tarafında daha önce bir tren istasyonu olarak kullanılan bir binada kurulu olan Musée d'Orsay; pek çok resim, heykel, fotoğraf ve mobilyaya ev sahipliği yapıyor. Genellikle 1848 ve 1915 yılları arası Fransız sanatını bünyesinde barındıran müzede, empresyonist ve post-empresyonist olmak üzere birbirinden ünlü isimlerin eserleri yer alıyor. Monet, Renoir, Cezanne, Degas, Gogh, Manet, Toulouse-Lautrec gibi isimlerin en önemli eserlerini görmek arzusundaysanız, bu müzeye mutlaka uğramalısınız.

Musée National du Moyen Age – Musée de Cluny

Türkçe’ye Orta Çağ Ulusal Müzesi olarak çevirebileceğimiz müze, eski Roma kalıntıları üzerine inşa edilmiş bir manastır üzerine kuruludur. Sadece bu binanın görüntüsü bile buraya uğramanız için yeterlidir.

Müzede; Orta Çağ’dan kalma fildişi ve altın eserlere, antika eşyalara, süslemeli kitaplara rastlayabilirsiniz. Müzedeki en ünlü eser ise La Dame à la Licorne (Tek Boynuzlu At ve Kadın) isimli bir goblendir.

Château de Versailles

Paris’in 20 km güneybatısında bulunsa da Versailles, eğer zamanınız var ise mutlaka görmeniz gereken adreslerden biridir.

Daha önce küçük bir kasaba olan ve Château de Versailles sayesinde gelişerek bugün Paris’e dâhil edilen Versailles’da bulunan köşkü, XIII. Louis, aslında bir inziva köşesi olarak kullanmak istiyordu. Oğlu XIV. Louis ise bu mütevazı binayı, şaşalı bir saraya dönüştürerek ülkeyi buradan yönetmek istedi ve 1682 yılında kraliyet ailesinin yönetimi Paris’e taşıması ile birlikte 1789 yılına kadar Fransa’nın politik merkezi bu saray oldu.

İnşası 21 yıl kadar süren sarayın ana bölümü, kraliyet ailesi için ayrılmıştır. Saray avlusunu 84 mermer büst süsler. Saray bahçelerinde bir tur atın ve sarayın bahçelere bakan cephesinin görsel güzelliğinin tadına varın. İçeride ise Kraliyet Şapeli, Aynalı
Salon, Salon de Diane bölümleri ile sadece rehber eşliğinde giriş yapabileceğiniz Kraliyet Operası bölümlerini keşfedin.

Bir not: Oldukça büyük olan sarayı gezmek için yaklaşık bir gününüzü gözden çıkarmalısınız.

Disneyland Paris

Küçük büyük pek çok kimsenin gidip görmek, eğlenip dolaşmak isteyeceği dünya üzerindeki sayılı yerlerden biridir Disneyland Paris. Paris şehir merkezine 32 km uzaklıkta, Marnela-Vallée yakınlarında bulunur. Disneyland Paris’te yüzme havuzları, golf sahaları, oteller, restoranlar, barlar, mağazalar, toplantı salonları bulunur.
Burada Mickey Mouse, Donald Duck, Pluto, Goofy gibi Disney karakterleri ile karşılaşabilir; onlarla fotoğraf çektirebilirsiniz. Disney stüdyolarını yakından inceleme fırsatı bulabileceğiniz gibi bazı sahnelerde rol bile alabilirsiniz.

Disneyland’da sürekli şarkılı, danslı eğlenceler düzenlenmektedir. Bir an olsun kendinizi başka bir dünyada hissetmek, eğlencenin tadını çıkarmak ve bu neşe dolu ortamda çocuklar gibi eğlenmek isterseniz Disneyland Paris’e mutlaka yolunuz düşmeli.

 

 
Birbirinden güzel fotoğraflar için tıklayınız.
Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın.
Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
 

Bu sayfalardaki açıklamalar Bankamız kriterleri dikkate alınarak sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, beklentilerinize ve tercihlerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu itibarla, anılan açıklamalarla ilgili herhangi bir garantimiz ve sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Kredi kartı ve MaxiMil ile alınan uçak biletlerinde, biletleme hizmetleri Entaş Turizm A.Ş. tarafından verilmektedir.